Hattat Etem Çalışkan ile ilgili kapsamlı bilgilere yer verdiğimiz bu içeriğimizi hemen inceleyerek sizlerde bilgi sahibi olabilirsiniz, hemen inceleyebilirsiniz.
Geleneksel İslam sanatlarının en nadide parçası olan hat sanatı, yüzyıllar boyunca belirli estetik kalıplar, katı geometrik kurallar ve usta-çırak ilişkisinin sarsılmaz disiplini altında icra edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun nihayete ermesi ve 1928 yılında gerçekleştirilen Harf İnkılabı ile birlikte, yazı kültürü köklü bir değişim geçirmiş ve Latin alfabesine geçiş yapılmıştır. Bu tarihi kırılma anı, birçok geleneksel hattat için bir duraklama dönemi anlamına gelse de, Türk sanatının dehası, kadim yazı estetiğini modern karakterlerle buluşturmanın bir yolunu bulmuştur. Geleneksel hat sanatının ruhunu, leke dengesini, çizgi kudretini ve "espas" anlayışını Latin harflerine üfleyerek modern Türk kaligrafisinin temellerini atan en ikonik şahsiyet, hiç şüphe yok ki Hattat Etem Çalışkan olarak karşımıza çıkmaktadır. O, harfleri sadece okunacak birer simge olmaktan çıkarmış; çizgiye hız, coşku, şiirsellik ve resimsel bir kimlik kazandırmıştır.
Bugün kültürel mirasımızın korunması, antika değeri taşıyan yazıların, levhaların ve özel koleksiyon parçalarının gelecek nesillere asaletle aktarılması noktasında büyük bir misyon üstlenen Hat Yazısı Alan Yerler ve sanat galerileri için Etem Çalışkan’ın eserleri son derece özel bir yere sahiptir. Klasik Osmanlı hat levhalarının yanında, Cumhuriyet döneminin bu modern yazı dehasının elinden çıkan orijinal eserler, koleksiyonerler nezdinde muazzam bir prestij kaynağıdır. Bir sanat eserinin koleksiyon değerini anlamak, onun tarihsel ağırlığını kavrayabilmek ancak o eseri vücuda getiren sanatçının hayat kronolojisini, aldığı eğitimi, hocalarını, üslubunu ve geliştirdiği teknikleri derinlemesine bilmekle mümkündür.
Etem Çalışkan, 1928 yılında Adana’nın (bugün Mersin’e bağlı olan) tarihi ve kültürel zenginlikleriyle ünlü Tarsus ilçesinin Göçük köyünde dünyaya gelmiştir. Çocukluk yılları, Çukurova’nın bereketli topraklarında, doğanın tüm renklerini ve ritmini gözlemleyerek geçmiştir. Sanata ve çizgiye olan yatkınlığı, henüz ilkokul yıllarında kendini göstermeye başlamıştır. O dönemde köy okulunda yazı yazarken harflerin şekillerine, kaleminin kağıt üzerinde bıraktığı izlere karşı büyük bir merak ve hayranlık duymuştur.
İlk ve orta öğrenimini Tarsus’ta tamamlayan Çalışkan, lise eğitimi için Mersin’e gitmiştir. Mersin Lisesi’nde okuduğu yıllar, onun içindeki resim ve yazı aşkının profesyonel bir bilince dönüşmeye başladığı dönemdir. Lise yıllarında harfleri sadece birer ödev aracı olarak görmemiş, onları adeta birer resim gibi çizmeye, kendi kendine yeni yazı formları denemeye başlamıştır. Doğup büyüdüğü toprakların kadim Akdeniz ve Anadolu uygarlıklarına ait kitabelerle dolu olması, onun bilinçaltında harflerin anıtsal yapısına karşı derin bir hayranlık uyandırmıştır. Liseden mezun olduktan sonra, içindeki bu önlenemez sanat tutkusunun peşinden giderek dönemin en saygın sanat akademisi olan İstanbul'un yolunu tutmuştur.
1948 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (günümüzdeki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Afiş Şubesi'ne giren Etem Çalışkan, burada Türk sanat tarihinin en parlak dönemlerinden birine tanıklık etmiş ve akademinin efsanevi hocalarından ders alma şerefine nail olmuştur. Akademide resim bölümünde Sabri Berkel, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi Türk resminin öncü isimleriyle çalışmış, desen ve renk bilgisini en üst seviyeye taşımıştır.
Ancak Etem Çalışkan’ın hayatındaki ve sanatındaki en büyük kırılma noktası, yazı ve kaligrafi dünyasının kutbu sayılan profesör Emin Barın ile tanışması ve onun atölyesine katılması olmuştur. Emin Barın, hem klasik Osmanlı cilt ve hat sanatını çok iyi bilen hem de Almanya’da aldığı eğitimle modern tipografi kurallarını Türkiye’ye getiren muazzam bir vizyonerdi. Emin Barın’ın dizinin dibinde meşk etmeye başlayan Etem Çalışkan, geleneksel sülüs, nesih, kufi ve talik yazıların estetik kurallarını, harf oranlarını ve mürekkebin asaletini öğrenmiştir.
Barın’ın atölyesinde aldığı bu eğitim, ona sadece harfleri düzgün yazmayı değil, harflerin arkasındaki manevi derinliği ve plastik dengeleri kavramayı da öğretmiştir. Klasik hat sanatının o milimetrik ölçü sistemini Latin harflerine nasıl uyarlayabileceğini hocası Emin Barın’dan öğrenen Çalışkan, akademiden mezun olduğunda hem Batı grafik tasarım kurallarına hakim modern bir tasarımcı hem de Doğu çizgilerinin esnekliğine sahip bir yazı ustası olmuştur. Sanat tarihçileri ve eski hat alanlar, Etem Çalışkan’ın çizgilerindeki o sarsılmaz estetik gücün kaynağını, akademide aldığı bu çift taraflı (Doğu-Batı) köklü eğitim disiplinine bağlamaktadırlar.
Akademideki eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra Etem Çalışkan, sanatsal üretimini kitlelerle buluşturabileceği son derece dinamik bir alana, yani basın dünyasına adım atmıştır. 1950’li yıllardan itibaren Yeni Sabah, Zafer, Ulus, Hürriyet ve Milliyet gibi Türkiye’nin en köklü ve yüksek tirajlı gazetelerinde ressam, grafiker ve kaligraf olarak uzun yıllar görev yapmıştır.
Gazetecilik yılları, Etem Çalışkan’ın sanat üslubunun en belirgin özelliği olan "hız ve dinamizm" kavramlarının şekillendiği yerdir. Gazete mutfağı, her gün zamana karşı yarışılan, baskı saatine yetişmesi gereken grafiklerin, başlıkların ve harflerin çok hızlı bir şekilde üretilmesini zorunlu kılan bir mekandır. Bu yoğun tempo altında Çalışkan, fırçasını ve kalemi kağıt üzerinde adeta bir cerrah titizliğiyle ama aynı zamanda bir fırtına hızıyla yürütmeyi öğrenmiştir. Gazetelerin spor sayfaları için hazırladığı el yazısı başlıklar, kültür-sanat köşeleri için çizdiği vinyetler ve kaligrafik tasarımlar, o dönemin Türk toplumunun estetik algısının şekillenmesinde çok büyük bir rol oynamıştır.
Onun gazetecilik döneminde geliştirdiği bu hızlı ve tek nefeste yazma tekniği, ilerleyen yıllarda üreteceği büyük boyutlu kaligrafik levhaların ve sanatsal tabloların temel karakteristiği haline gelecektir. Bugün Hat Yazısı Alan Yerler tarafından incelenen Etem Çalışkan imzalı orijinal taslaklar ve gazete klişe kalıpları, basın tarihimiz ile sanat tarihimizin nasıl iç içe geçtiğini gösteren paha biçilmez koleksiyon parçalarıdır.
Etem Çalışkan’ı sıradan bir kaligraftan veya yazı tasarımcısından ayıran en temel fark, onun geliştirdiği derin sanat felsefesidir. O, Latin alfabesini Batı’nın o kaskatı, mekanik ve geometrik tipografi kurallarından kurtarmayı amaçlamıştır. Batı tipografisinde harfler genellikle belirli kalıplara göre dökülür ve sabittir. Oysa Doğu’nun hat sanatında harfler nefes alır, esner, uzar, kısalır ve hattatın o anki ruh haline göre şekil alır.
Çalışkan, işte bu Doğu hat sanatının akışkanlığını, coşkusunu ve manevi esnekliğini Latin harflerine uygulamıştır. Onun elinden çıkan bir "A" harfi veya "E" harfi, sadece bir ses simgesi değildir; adeta semazen gibi dönen, göğe doğru yükselen, kıvrılan ve yaşayan bir organizmadır. Kalemini mürekkebe batırıp kağıda dokundurduğu an, geleneksel hattatların "is mürekkebi" ile yazdığı o kutsal ritmi Latin karakterlerinde yeniden üretir. Yazılarında boşluk ve doluluk oranlarını (espas) öyle muazzam ayarlar ki, okuma eylemi bittikten sonra bile gözünüz o harflerin oluşturduğu soyut resmin estetik hazzını yaşamaya devam eder. Bu yönüyle o, Türkiye’de modern kaligrafiyi bağımsız bir plastik sanat dalı haline getiren en büyük öncüdür.
Etem Çalışkan, neredeyse asırlık ömrü boyunca durmaksızın üretmiş, Türk kültür hayatına ve sanat dünyasına yön veren anıtsal başyapıtlara imza atmıştır. Onun eserleri, hem milli bir hafızanın taşıyıcısı hem de estetik birer devrim niteliğindedir.
Etem Çalışkan denildiğinde tüm Türkiye’nin ve dünyanın hafızasına kazınmış olan en büyük şaheser, siyah kesintisiz çizgilerden oluşan, gölge ve ışık oyunlarıyla muazzam bir derinlik kazandırılmış olan ikonik Atatürk Portresi’dir. 1953 yılında, Atatürk’ün naaşının Anıtkabir’e nakledildiği dönemde, gazete sayfaları için tasarladığı bu portre, sadece birkaç fırça darbesi ve çizgiyle bir insanın çehresindeki kararlılığı, vizyonu ve dehayı nasıl anlatabileceğinin dünyadaki en mükemmel örneklerinden biridir.
Bu portre o kadar çok sevilmiş ve benimsenmiştir ki, okullardaki sınıflardan devlet dairelerine, rozetlerden bayraklara kadar Türkiye’nin her köşesinde milli bir sembol haline gelmiştir. Aynı şekilde Atatürk’ün imzasını da kaligrafik olarak yeniden yorumlayan ve ona o bilinen akıcı, dinamik ve estetik formu kazandıran isim yine Etem Çalışkan’dır. Bir sanatçının ürettiği bir çizginin, bir ulusun kolektif hafızasında bu denli güçlü bir yer edinmesi, dünya sanat tarihinde çok az faniye nasip olmuş bir başarıdır. Antika hat yazısı alanlar ve koleksiyon uzmanları, Etem Çalışkan’ın elinden çıkmış bu orijinal portre taslaklarını ve imzalı ilk baskılarını, yakın çağ Türk tarihinin en nadide sanat belgeleri olarak değerlendirmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihi ehemmiyete sahip dev eseri Nutuk, Etem Çalışkan’ın kamış kaleminden çıkan o eşsiz el yazısıyla yeniden hayat bulmuştur. Kültür Bakanlığı’nın projesi kapsamında, yüzlerce sayfadan oluşan bu muazzam metni, kendi geliştirdiği özel kaligrafi üslubuyla, harf harf, kelime kelime el yazısıyla kaleme almıştır.
Bu çalışma, sadece fiziki bir yazı yazma eylemi değil, aynı zamanda muazzam bir sabır, konsantrasyon ve sarsılmaz bir estetik disiplin gerektiren anıtsal bir emektir. Sayfalar boyunca yazı kalitesinin, çizgi kudretinin ve harf dengesinin hiç bozulmadan devam etmesi, ancak klasik hat sanatından gelen o "meşk" disipliniyle açıklanabilir. Etem Çalışkan’ın elinden çıkan Nutuk, bugün hem bir tarihi kaynak hem de her bir sayfası ayrı bir kaligrafi levhası değerinde olan muazzam bir sanat abidesidir.
Etem Çalışkan, geleneksel hat sanatının doğduğu kaynaklara da büyük bir saygı duymuş ve Kur'an-ı Kerim’in Türkçe mealini yine kendi geliştirdiği kaligrafi tarzıyla baştan sona el yazısıyla kitaplaştırmıştır. Dr. Ali Alparslan ve hocası Emin Barın’ın klasik hat sanatına dair öğretilerini bu çalışmasında en rafine şekilde uygulamıştır.
İslam estetiğinin o huşu veren, sakin ve dengeli yapısını Latin harfleriyle yazılan Türkçe metne aktarırken, harflerin aralarındaki kutsal boşlukları (espas) büyük bir titizlikle hesaplamıştır. Bu eser, din felsefesi ile modern yazı sanatının nasıl kusursuz bir uyum içinde bir araya gelebileceğini gösteren çok kıymetli bir başyapıttır.
Anadolu aydınlanmasının, tasavvuf düşüncesinin ve halk edebiyatının en büyük çınarları olan Yunus Emre, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Karacaoğlan’ın şiirleri, Etem Çalışkan’ın fırçasında adeta görsel birer melodiye dönüşmüştür.
Şiirlerin taşıdığı o derin manevi coşkuyu, aşkı ve hüznü harflerin formlarına yansıtmıştır. Yunus’un "Sevelim sevilelim" sözünü yazarken harfleri birbirine öyle sarar ki, yazının kendisi sevginin somut bir resmi haline gelir. Karacaoğlan’ın lirik şiirlerini yazarken ise çizgiler daha kıvrımlı, daha folk ve toprağa yakın bir ritim kazanır. Sanatçının bu şiir levhaları, edebiyat ile plastik sanatların muazzam bir evliliğidir. Orijinal hat levhası koleksiyonu yapanlar, Etem Çalışkan’ın bu şiir kaligrafilerini koleksiyonlarına dahil ederek, modern ve geleneksel estetiği aynı duvarda buluşturmanın hazzını yaşarlar.
Etem Çalışkan’ın sanatını benzersiz kılan teknik özelliklerin başında, onun "Tek Nefeste" çizim ve yazım tekniği gelir. Klasik hat sanatında harfler yazıldıktan sonra, hattat "tashih" adı verilen bir işlemle eğrilikleri jiletle kazır veya mürekkeple düzeltir. Ancak Çalışkan, modern kaligrafisinde tashihe, yani düzeltmeye kesinlikle yer bırakmaz.
Kalemini veya fırçasını mürekkebe batırıp kağıda dokundurduğu an, o çizgi tek bir hamlede, hiç duraksamadan ve el titremeden tamamlanmak zorundadır. Bu teknik, Uzak Doğu’nun Zen kaligrafisine ve Şodô sanatına büyük bir benzerlik gösterir. Çizgi, sanatçının o anki nefesinin, kalp atışının ve ruh dünyasının kağıt üzerindeki anlık yansımasıdır. Eğer eliniz titrerse veya tereddüt ederseniz, harfin ruhu ölür. Etem Çalışkan’ın levhalarına yakından bakıldığında, çizgilerin içindeki mürekkep yoğunluğunun, kalemin kağıda ilk değdiği andaki o güçlü "leke" ile bittiği andaki ince "kuyruk" yapısının muazzam akışkanlığı net bir şekilde görülür. Hat sanatı ekspertizi uzmanları, eserin taklit olup olmadığını anlamak için en çok bu çizgi akışkanlığına ve tereddütsüz fırça darbelerine dikkat ederler.
Antika piyasasında, sanat galerilerinde ve Hat Yazısı Alan Yerler bünyesinde, bir eserin maddi ve manevi değerini belirleyen en önemli unsurlar; eserin altındaki imzanın tarihsel ağırlığı, üslubun taklit edilemez özgünlüğü ve eserin Türk sanat tarihindeki dönüm noktası olma özelliğidir. Etem Çalışkan ismi, modern Türk kaligrafisinin tescilli zirvesi olduğu için, onun elinden çıkan her bir orijinal parça yüksek koleksiyon değerine haizdir.
Koleksiyon dünyası uzun yıllar boyunca sadece Osmanlı dönemi sülüs, nesih veya talik yazılara odaklanmıştır. Ancak modern sanat bilincinin gelişmesiyle birlikte, Cumhuriyet döneminin o büyük sanatsal devrimini yansıtan kaligrafi levhaları da muazzam bir talep görmeye başlamıştır. Hat levhası alan firmalar için Etem Çalışkan’ın eserleri, koleksiyoner portföyünü çeşitlendirmek ve geleneksel hat sanatından modern sanata uzanan o muazzam köprüyü tamamlamak adına bulunmaz birer nimettir. Onun özellikle el yazması şiir levhaları, Atatürk temalı kaligrafi çalışmaları ve kitap taslakları, sanat müzayedelerinin ve seçkin koleksiyonların en gözde parçaları arasında yer almaktadır.
Etem Çalışkan gibi çok popüler olan ve eserleri kitleler tarafından çok sevilen sanatçıların en büyük handikapı, piyasada çok sayıda reprodüksiyon (baskı) veya taklit eserin bulunmasıdır. Elinizde Etem Çalışkan’a ait olduğunu düşündüğünüz bir hat levhası, portre veya kaligrafi çalışması varsa ve bunu antika hat yazısı alanlar vasıtasıyla değerlendirmek istiyorsanız, eserin mutlak surette profesyonel bir hat sanatı ekspertizi sürecinden geçmesi gerekir. Orijinallik tespitinde şu altın kriterlere dikkat edilir:
Etem Çalışkan’ın Atatürk portreleri ve bazı şiir kaligrafileri, döneminde gazeteler veya çeşitli kurumlar tarafından matbaa ortamında binlerce adet basılarak çoğaltılmıştır. Bu çoğaltma afişler veya posterler, sanatsal birer hatıra değeri taşısa da, el işçiliğiyle yapılmış "orijinal eser" statüsünde değildir.
Uzmanlar eseri incelerken büyüteç ve özel ışık kaynakları kullanırlar. Eğer çizginin kenarlarında matbaa baskısına ait minik noktacıklar (tramlar) görülüyorsa, o eser bir baskıdır.
Orijinal eserde ise mürekkebin kağıtla buluştuğu noktadaki o doğal doku, fırçanın kılından kaynaklanan milimetrik izler ve mürekkebin kağıt tarafından emilmesiyle oluşan hafif kabarıklıklar veya çöküntüler çıplak gözle ve dokunarak hissedilebilir.
Etem Çalışkan’ın çizgileri, yukarıda bahsettiğimiz gibi tek hamlede ve çok hızlı bir şekilde çizilmiştir. Bir taklitçi, onun çizgisini kopyalamaya çalışırken yavaş hareket etmek zorundadır. Yavaş hareket edilen çizgilerde ise mutlaka el titremeleri, duraksamalar, mürekkebin kağıt üzerinde gereğinden fazla bekleyerek yaptığı küçük göllenmeler ve anatomik tutarsızlıklar meydana gelir. Gerçek bir Etem Çalışkan çizgisi, adeta bir ok gibi düzgün, kesintisiz ve muazzam bir hıza sahiptir.
Sanatçının ömrü boyunca kullandığı kağıt türleri, mukavvalar, çini mürekkepleri ve guaj boyaların markaları ve dokuları uzmanlar tarafından çok iyi bilinmektedir. Sanatçının 1950’li yıllarda gazete atölyesinde kullandığı saman içerikli kaligrafi kağıtları ile 1980’lerde veya 2000'lerde kullandığı asitsiz modern resim kağıtlarının yaşlanma, sararma ve doku özellikleri eserin yapıldığı dönemle mutlak bir tutarlılık göstermelidir.
Etem Çalışkan, eserlerine genellikle çok zarif, kendi kaligrafik üslubunu yansıtan modern bir imza atar ve yanına yapılış yılını yazar. İmzanın karakteristiği, hattatın yazı şivesiyle tam bir uyum içinde olmak zorundadır. Sahte imza girişimleri, harflerin eğiminden ve hattatın el alışkanlıklarından saniyesinde ayırt edilir.
Bu sebeple, evinizde veya aile büyüklerinizden kalan koleksiyonlarda Etem Çalışkan imzalı orijinal bir kaligrafi eseri bulunduğunu düşünüyorsanız, bu eserin gerçek sanatsal değerini ortaya koyabilmek için mutlaka kurumsal, alanında uzmanlaşmış ve Hat Yazısı Alan Yerler arasında güvenilirliği tescillenmiş kurumlardan ekspertiz desteği almalısınız.
Etem Çalışkan gibi çağdaş ustaların kağıt, mukavva veya karton üzerine çini mürekkebi, guaj veya akrilik boyalarla ürettiği eserler, çevresel faktörlere karşı son derece duyarlıdır. Bu paha biçilmez kültür miraslarının ömrünü uzatmak ve sanatsal değerlerini kaybetmelerini önlemek için şu hayati muhafaza kurallarına harfiyen uyulmalıdır:
Doğrudan Güneş Işığından Koruma: Mürekkep ve organik boyalar, güneşin ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kaldığında çok hızlı bir şekilde solar ve solarak renk değiştirir. Siyah mürekkep zamanla griye veya kahverengiye dönebilir, kağıt ise sararıp kırılganlaşabilir. Eserlerinizi doğrudan güneş alan pencerelerin karşısına kesinlikle asmamalısınız.
Nem ve Sıcaklık Optimizasyonu: Kağıt, havadaki nemi bir sünger gibi emen organik bir malzemedir. Aşırı nemli ortamlarda kağıt üzerinde mantar, küf ve "asit lekesi" denilen kahverengi noktalar oluşur. Çok kuru ve sıcak ortamlar ise kağıdın esnekliğini kaybettirerek çatlamasına yol açar. İdeal saklama ortamı oda sıcaklığı (18-22 derece) ve %45-55 arası sabit nem oranına sahip olmalıdır. Eserleri kesinlikle rutubetli bodrumlarda veya çatı katlarında muhafaza etmeyiniz.
Asitsiz Çerçeveleme ve Paspartu: Eserlerinizi çerçeveletirken dikkat etmeniz gereken en önemli husus, eserin arkasına yerleştirilen kartonların ve paspartunun mutlak surette asitsiz (acid-free) olmasıdır. Asit içeren kalitesiz kartonlar, zamanla eserin kağıdına asit bulaştırarak onun çürümesine neden olur. Ayrıca, eserin ön yüzeyindeki boya ve mürekkebin çerçeve camına doğrudan temas etmemesi gerekir. Araya asitsiz bir paspartu konularak cam ile eser arasında birkaç milimetrelik bir hava boşluğu bırakılmalıdır. Çerçeve camı olarak ise ışığı yansıtmayan ve UV koruması sağlayan özel müze camları tercih edilmelidir.
Bilinçsiz Müdahalelerden Kaçınma: Eserin kenarında bir yırtılma veya kağıtta bir kalkma meydana geldiğinde, evlerde kullanılan sıradan şeffaf koli bantları, seloteypler veya kimyasal yapıştırıcılar asla kullanılmamalıdır. Bu bantların içindeki yapışkan kimyasallar kağıdı kalıcı olarak yakar ve eserin sanatsal ile maddi değerini tamamen yok eder. Bu tür restorasyon ve konservasyon işlemleri sadece bu alanda akademik eğitim almış uzman kağıt restoratörleri tarafından, geleneksel nişasta tutkalları kullanılarak yapılmalıdır.
Hattat Etem Çalışkan, sadece bir yazı ustası değil; Doğu’nun o kadim, mistik ve akışkan çizgi ruhunu, Batı’nın modern, rasyonel ve çağdaş dünyasıyla evlendiren muazzam bir sanat ihtilalcisidir. O, Harf İnkılabı ile birlikte unutulacağı sanılan geleneksel yazı estetiğinin, yepyeni bir alfabeyle de ne kadar asil, ne kadar coşkulu ve ne kadar evrensel bir boyutta yaşatılabileceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır. Kaleminden dökülen kesintisiz çizgilerle çizdiği Atatürk portresi, sabırla nakşettiği Nutuk sayfaları ve Anadolu’nun derviş şairlerinin şiirlerine verdiği kaligrafik ruh, onu Türk kültür tarihinin ölümsüzleri arasına çoktan yerleştirmiştir.
Onun sanatı, geçmişi körü körüne taklit etmek yerine, geçmişin özünü ve ruhunu alıp onu çağın modern ihtiyaçlarına ve estetik diline göre yeniden üretmenin en mükemmel manifestosudur. Etem Çalışkan’ın fırçasından çıkan her bir harf, adeta bir can gibi kağıt üzerinde nefes almaya sonsuza kadar devam edecektir.
Bugün Hat Yazısı Alan Yerler, sanat tarihçileri ve vizyoner koleksiyonerler, onun eserlerine sadece birer koleksiyon objesi olarak bakmazlar; o eserlerin her biri yakın çağ Türk sanat devriminin, yazı kültürümüzün ve estetik hafızamızın en kıymetli tapu senetleridir. Evinizde, iş yerinizde veya aile arşivinizde bu büyük ustaya ait orijinal bir el yazısı levha, bir portre çalışması veya kaligrafik bir tablo bulunduran şanslı kişiler, aslında paha biçilmez bir kültür hazinesinin koruyuculuğunu yapmaktadırlar. Bu nadide eserlerin gün yüzüne çıkarılması, doğru ekspertiz süreçleriyle değerinin belirlenmesi ve geleceğe en doğru şartlarda aktarılması, Hattat Etem Çalışkan’ın aziz hatırasına ve Türk sanat mirasına sunulabilecek en asil hizmettir. O, çizgileriyle harflere can veren, fırçasıyla nesillere yön gösteren asırlık bir çınar olarak sanatımızın gök kubbesinde bir yıldız gibi parlamaya her daim devam edecektir.