Ekiplerimiz sizlere Hattat İsmail Hakkı Altunbezer hakkında bilgilerin yer aldığı bu içeriği antika alımı firmamız tarafından hazırladı, inceleyebilirsiniz.
Geleneksel Türk-İslam sanatları, yüzyıllar boyunca estetik ve maneviyatın en üst düzeyde birleştiği, sabır ve adanmışlıkla örülü köklü bir geçmişe sahiptir. Bu sanat dallarının en nadidesi ve merkezi konumunda olan hat sanatı, harflerin sadece birer iletişim aracı olmanın ötesine geçerek ruhani bir derinliğe, mimari bir dengeye ve plastik bir estetiğe ulaştığı muazzam bir disiplindir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına uzanan o büyük tarihi ve kültürel geçiş sürecinde, bu kadim sanatın unutulmamasını sağlayan, onu modern döneme asaletle taşıyan çok özel şahsiyetler yetişmiştir. Bu şahsiyetlerin başında, hem yazı dünyasındaki mutlak otoritesi hem de bezeme sanatlarındaki üstün dehasıyla Hattat İsmail Hakkı Altunbezer gelmektedir.
Bugün kültürel mirasımızın korunması, antika niteliğindeki paha biçilmez levhaların ve el yazmalarının gelecek nesillere aktarılması hususunda büyük bir sorumluluk üstlenen Hat Yazısı Alan Yerler için, İsmail Hakkı Altunbezer gibi bir dehayı tüm yönleriyle tanımak hayati bir önem taşır. Eski hat eserlerinin koleksiyonerler nezdindeki değerini anlamak, bir eserin üzerindeki imzanın (ketebe) tarihsel ağırlığını kavrayabilmek, ancak o eseri vücuda getiren sanatkârın hayatını, hocalarını, üslubunu ve sanat felsefesini bilmekle mümkündür.
İsmail Hakkı Altunbezer, 1873 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun kültür ve sanat merkezlerinden biri olan İstanbul'un Üsküdar semtinde dünyaya gelmiştir. Üsküdar, tarihin her döneminde hattatların, mutasavvıfların, şairlerin ve zanaatkârların yoğun olarak yaşadığı, adeta bir açık hava akademisi niteliği taşıyan manevi bir coğrafyaydı. İsmail Hakkı Bey'in sanata olan eğilimi ve yeteneği tesadüfi değildir; o, genetik ve kültürel olarak bir sanat zincirinin halkası olarak dünyaya gözlerini açmıştır.
Babası, Tophane-i Âmire fırınlar kâtibi ve aynı zamanda dönemin meşhur hattatlarından olan Mehmed İlmi Efendi'dir. Mehmed İlmi Efendi, sülüs ve nesih yazılarında büyük maharet sahibi, klasik ekolün sıkı takipçilerinden biriydi. Dolayısıyla İsmail Hakkı Altunbezer'in çocukluk yılları; evlerinde eksik olmayan kamış kalem sesleri, aharlı kağıt kokuları, is mürekkebinin kendine has rayihası ve babasının sanat meclisleri arasında geçmiştir. Bu ortam, onun harflerin anatomisini daha okuma yazma öğrenmeden önce ruhuna kazımasını sağlamıştır.
İlk öğrenimini ve orta öğrenimini Üsküdar'da tamamlayan İsmail Hakkı Bey, buradaki rüşdiye eğitiminin ardından dönemin modern ve prestijli okullarından biri olan Sanayi-i Nefise Mektebi'ne (günümüzdeki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) girmiştir. Burada resim ve hakkaklık (oymacılık/gravür) şubelerinde eğitim görmüştür. Bu Batı tarzı güzel sanatlar eğitimi, onun geleneksel hat sanatına çok daha geniş bir perspektiften, form, ışık, gölge ve hacim dengelerini gözeterek bakmasına imkan tanımıştır. Bir yandan babasından ve klasik hocalardan geleneksel İslam sanatlarının icazetini alırken, diğer yandan Batı formundaki desen ve plastik sanatlar kurallarını öğrenmesi, onu dönemindeki diğer hattatlardan ayıran en belirgin entelektüel ve sanatsal avantaj olmuştur.
Geleneksel hat sanatında usta-çırak ilişkisi, sadece teknik bir öğretim süreci değil, aynı zamanda bir ahlak, edep ve manevi aktarım köprüsüdür. İsmail Hakkı Altunbezer, bu köprünün en sağlam ayaklarından geçerek yetişmiştir. İlk yazı hocası doğal olarak babası Mehmed İlmi Efendi'dir. Babasından sülüs ve nesih yazılarını meşk etmiş, harflerin ideal ölçülerini (nokta esaslı geometrisini) en ince ayrıntısına kadar öğrenmiştir.
Ancak İsmail Hakkı Bey'in yazı merakı ve dehası sadece sülüs ve nesih ile sınırlı kalmamıştır. O dönemin en büyük celi sülüs ve tuğra üstadı olan Sami Efendi'nin dikkatini çekmiş ve onun derslerine devam etmeye başlamıştır. Sami Efendi, Türk hat sanatının yönünü tayin eden, Mustafa Râkım Efendi ekolünü zirveye taşıyan muazzam bir otoriteydi. İsmail Hakkı Bey, Sami Efendi'nin rahle-i tedrisinden geçerek celi sülüs yazının anıtsal dengelerini, istif yapmanın (harfleri bir kompozisyon içinde bir araya getirmenin) matematiksel ve estetik sırlarını kavramıştır.
Aynı zamanda Divan-ı Hümayun'da (Devlet-i Aliyye'nin imparatorluk divanı) yazı kâtipliği derslerine katılarak devletin resmi ve gizli yazı türleri olan divani, celi divani ve rika yazılarını da en yüksek seviyede öğrenmiştir. Bu çok yönlü eğitim süreci sonunda sülüs, nesih, celi sülüs ve tuğra alanlarında icazetnamelerini alarak rüştünü ispat etmiştir. Antika hat yazısı uzmanları, İsmail Hakkı Bey'in erken dönem eserlerinde babasının yumuşak ve klasik üslubunun, olgunluk dönemi eserlerinde ise Sami Efendi'nin o sarsılmaz, vakur ve anıtsal celi sülüs tavrının izlerini net bir şekilde görebilmektedirler.
Osmanlı devlet bürokrasisinde yazı, sadece bir kayıt aracı değil, devletin ihtişamının, gücünün ve estetik vizyonunun diplomatik birer nişanesidir. İsmail Hakkı Altunbezer, üstün yeteneği sayesinde genç yaşta devletin en önemli yazı merkezi olan Divan-ı Hümayun Nişancı Kalemi'ne girmiştir. Burası, padişahın fermanlarının, beratlarının, uluslararası antlaşmaların yazıldığı ve devletin en üst düzey kâtiplerinin görev yaptığı bir yerdi.
İsmail Hakkı Bey, bu kalemde sergilediği olağanüstü performans ve özellikle tuğra formundaki geometrik kusursuzluk nedeniyle Tuğrakeş unvanını almıştır. Tuğrakeşlik, padişahın resmi nişanı ve imzası olan tuğrayı, ferman ve beratların başına en estetik, en dengeli ve hatasız şekilde çekme sanatıdır. Tuğra, hat sanatının en karmaşık, hatayı asla kabul etmeyen ve yüksek düzeyde simetri ile kompozisyon bilgisi gerektiren formudur. İsmail Hakkı Bey, Sultan II. Abdülhamid, Sultan Mehmed V Reşad ve Sultan Mehmed Vahdeddin dönemlerinde resmi tuğrakeşlik görevini yürütmüştür.
Özellikle Sultan Mehmed V Reşad'ın tahta çıkışının ardından hazırlanan resmi belgelerdeki, abidelerdeki ve madalyalardaki tuğraların büyük bir kısmı doğrudan onun elinden çıkmıştır. Bu sebeple o, Türk sanat tarihinde "Son Osmanlı Tuğrakeşi" olarak haklı ve gururlu bir unvanla anılmaktadır. Günümüzde eski hat alanlar ve koleksiyon dünyası, üzerinde İsmail Hakkı Altunbezer'in elinden çıkmış tuğra barındıvar ferman, berat veya vakfiyeleri, Osmanlı diplomasisinin ve hat sanatının ulaştığı son zirve noktalar olarak kabul etmekte ve bu eserlere muazzam bir tefrikle yaklaşmaktadır.
İsmail Hakkı Altunbezer'i hat sanatının devleri arasına sokan en önemli unsur, özellikle celi sülüs yazıda geliştirdiği özgün, dinamik ve sarsılmaz üslubudur. Celi sülüs, büyük boyutlu mimari yapılarda, cami kubbelerinde, kuşak yazılarında, kapı kitabelerinde ve büyük duvar levhalarında kullanılan, uzaktan bakıldığında bile net bir şekilde okunabilmesi ve gözü tırmalamaması gereken anıtsal bir yazı türüdür.
Celi sülüs yazıda en büyük zorluk, harflerin büyümesiyle birlikte anatomik kusurların çok daha görünür hale gelmesidir. Küçük bir kâğıda yazarken fark edilmeyen milimetrik bir eğrilik veya orantısızlık, celi yazıda bir abide gibi göze batar. İsmail Hakkı Bey, Mustafa Râkım Efendi ve Sami Efendi'den tevarüs ettiği celi sülüs mirasını, Sanayi-i Nefise'de aldığı desen eğitimiyle birleştirmiştir. Onun yazılarındaki harfler, adeta mermerden yontulmuş birer heykel gibi güçlü, hacimli ve etlidir.
Harflerin birbiriyle olan ilişkisi, yani istif (kompozisyon) tekniği onun en güçlü yanıdır. Bir celi sülüs levhada harfleri ve kelimeleri üst üste yığarken satır dengesini bozmamak, boşluk ve doluluk oranlarını (espas) gözü yormayacak bir ritimle dağıtmak büyük bir deha gerektirir. Altunbezer'in istiflerinde hiçbir harf tesadüfi bir yerde durmaz. Her bir harf, bir binanın taşıyıcı sütunları gibi birbirine kenetlenmiştir. Onun yazılarında dinamizm ve hareket vardır; harfler adeta kağıt üzerinde vakur bir yürüyüş halindedir.
Hattatın elinin titrememesi, kamış kalemi mürekkebe batırıp kağıt üzerinde yürütürken çizginin pürüzsüz ve kesintisiz olması hat sanatında "kudret" olarak adlandırılır. İsmail Hakkı Bey'in çizgilerinde muazzam bir kendinden eminlik ve güç hissedilir. Kaleminin dönüşleri, harflerin bitiş noktalarındaki ("zülfe" ve "tırnak" denilen kısımlar) keskinlik ve zarafet, onun fiziki ve zihni konsantrasyonunun ne denli yüksek olduğunu gösterir. Bu üstün nitelikler, onun eserlerini taklitlerinden veya sıradan hattatların yazılarından ayıran en belirgin turnusol kağıdıdır. Hat yazısı alan firmalar ve ekspertiz uzmanları, bir eserin İsmail Hakkı Bey'e ait olup olmadığını incelerken, özellikle bu celi karakterdeki çizgilerin anatomik gücüne ve istif mimarisine odaklanırlar.
İsmail Hakkı Altunbezer, Türk-İslam sanatları tarihinde nadir görülen "Zü'l-cenahayn" yani çift kanatlı sanatçılardan biridir. O sadece yazının efendisi bir hattat değil, aynı zamanda o yazıyı altın ve boyayla süsleyen, ona muazzam bir elbise giydiren büyük bir müzehhip (tezhip sanatçısı) idi. Geleneksel olarak hat ve tezhip iki ayrı uzmanlık alanıdır; hattat yazar, müzehhip süsler. Ancak İsmail Hakkı Bey, her iki alanda da profesörlük düzeyinde bir maharete sahipti.
Onun tezhip sanatındaki yaklaşımı klasik kurallara sadık olmakla birlikte, oldukça yenilikçi ve cesurdu. Klasik Osmanlı tezhibinin rumi, hatayi, penç gibi geleneksel motiflerini büyük bir ustalıkla kullanırken, Sanayi-i Nefise Mektebi'nde öğrendiği Batı tarzı natüralist çiçek buketlerini, gölgelendirme tekniklerini ve üç boyutluluk hissini de tasarımlarına yansıtmıştır. Bu üslup, hat sanatında "Altunbezer Tarzı" veya o dönemin ruhunu yansıtan modern bir tezyinat dili olarak kabul edilir.
Kendi yazdığı hilye-i şerifleri, kıt'aları ve levhaları yine kendi elleriyle tezhiplemiştir. Bir eserin hem yazısının hem de süslemesinin aynı elden, aynı zihni nizamdan çıkması, o eserdeki estetik bütünlüğü ve uyumu en üst seviyeye taşır. Yazının ruhuna en uygun renk seçimlerini (özellikle altının farklı tonlarını, lacivert ve şerbeti renkleri) kendisi belirlemiştir. Bu durum, onun elinden çıkan eserlerin bütüncül bir sanat şaheseri olmasını sağlamıştır. Antika hat sanatı koleksiyonerleri, tezyinatı bizzat İsmail Hakkı Bey tarafından yapılmış hat levhalarını, ünik (tek ve benzersiz) sanat eserleri kategorisinde değerlendirmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında, savaşların ve ekonomik buhranların gölgesinde geleneksel sanatların yok olmasını önlemek amacıyla 1914 yılında çok önemli bir adım atılmış ve Medresetü’l-Hattatin (Hattatlar Medresesi) kurulmuştur. Bu kurumun kuruluş amacı, hat, tezhip, ebru, cilt ve sedefkârlık gibi sanatları akademik bir çatı altında toplayarak yeni nesillere aktarmaktır. İsmail Hakkı Altunbezer, bu okulun kurucu kadrosunda yer almış ve burada tuğra ile tezhip muallimliği yapmıştır.
1928 yılında gerçekleştirilen Harf İnkılabı ile birlikte Latin harflerine geçilmiş, Arap harfleriyle icra edilen hat sanatı resmi kurumlardaki ve günlük hayattaki işlevini kaybetmiştir. Bu dönem, hat sanatı ve hattatlar için büyük bir kırılma ve zorluk dönemi olmuştur. Birçok hattat mesleğini bırakmak veya başka işlere yönelmek zorunda kalmıştır. Ancak İsmail Hakkı Bey, sanatına ve kültür mirasına olan bağlılığını asla yitirmemiştir.
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi bünyesinde kurulan "Türk Tezyini Sanatları Şubesi"nde profesör olarak görev almış ve ömrünün sonuna kadar burada ders vermiştir. Harf İnkılabı sonrasında hat yazısının öğretilmesi yasak veya işlevsiz görünse de, o akademi çatısı altında tezhip ve motif tasarımı dersleri adı altında geleneksel estetik formları öğrencilerine aktarmaya devam etmiştir. Yetiştirdiği öğrenciler arasında, cumhuriyet döneminin en büyük tezhip ustaları, hattatları ve sanat tarihçileri yer almaktadır. Onun bu eğitici ve koruyucu rolü olmasaydı, bugün Osmanlı hat ve tezhip sanatının teknik sırları, malzeme bilgisi ve estetik felsefesi bir sonraki kuşağa aktarılamadan tarihin tozlu sayfalarında kaybolup gidebilirdi.
İsmail Hakkı Altunbezer, uzun sanat hayatı boyunca arkasında binlerce taşınabilir levha, hilye, kıt'a, murakka ve mimari yapılarda sergilenen anıtsal yazılar bırakmıştır. İstanbul başta olmak üzere İslam coğrafyasının pek çok noktasında onun kalemiyle bezenmiş kitabeler mevcuttur.
İsmail Hakkı Bey'in celi sülüs yazıdaki dehasını görmek isteyenlerin bakması gereken ilk yer İstanbul'un muazzam camileridir. Onun en bilinen anıtsal çalışmaları şunlardır:
Sultanahmet Camii Restorasyon Yazıları: Sultanahmet Camii'nin zaman içinde yıpranan, dökülen veya bozulan bazı celi sülüs duvar yazıları ve kubbe kuşakları, İsmail Hakkı Bey tarafından aslına uygun olarak ve kendi üslubunun zarafetiyle yeniden yazılmış veya restore edilmiştir.
Süleymaniye Camii Kuşak Yazıları: Mimar Sinan'ın başyapıtı olan Süleymaniye Camii'ndeki bazı hat yazılarının tamiratı ve yenilenmesi süreçlerinde onun kalemi devreye girmiştir. Kazasker Mustafa İzzet Efendi ve Hasan Çelebi gibi devlerin yazılarının bulunduğu bu mekanda çalışmak, onun sanat hiyerarşisindeki yerini gösterir.
Şişli Camii Hatları: Erken Cumhuriyet döneminin en önemli dini mimari yapılarından biri olan Şişli Camii'nin iç ve dış mekanlarındaki muazzam celi sülüs yazılar, istifler ve levhalar bizzat İsmail Hakkı Altunbezer'in elinden çıkmıştır. Bu cami, onun celi sülüs ve istif sanatındaki olgunluk döneminin en somut ve bütüncül açık hava müzesi niteliğindedir.
Bebek Camii, Kadıköy İskele Camii ve Bakırköy Camii: Bu yapılarda da onun kaleminden çıkmış celî sülüs levhalar ve kapı kitabeleri arz-ı endam etmektedir.
İsmail Hakkı Bey, klasik hat sanatının en prestijli formu olan Hilye-i Şerif (Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in fiziki ve ahlaki vasıflarını anlatan büyük boy levhalar) yazımında da bir ekoldür. Onun yazdığı hilyeler, hem sülüs ve nesih kısımlarının kusursuz hat hatlarıyla hem de etrafındaki tezhibin kendi elinden çıkmış muazzam zarafetiyle bilinir.
Ayrıca yazdığı celi divani ayet levhaları, celî sülüs "Amentü" levhaları ve çeşitli dualar, bugün Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi (TİEM), Sabancı Müzesi, Kubbealtı Vakfı Koleksiyonu gibi dünyanın ve Türkiye'nin en seçkin müzelerinde ve özel koleksiyonlarında başköşede sergilenmektedir. Hat yazısı alan yerler için onun imzasını (ketebe: "Ketebehu İsmail Hakkı" veya "Tuğrakeş İsmail Hakkı") taşıyan bir hilye veya levha ile karşılaşmak, sanat piyasasının en heyecan verici ve saygın anlarından biridir.
Hayatını harflerin asaletine, altının ışıltısına ve Türk sanatının ihyasına adayan İsmail Hakkı Altunbezer, ömrünün son yıllarını da yine Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki atölyesinde, talebelerinin arasında geçirmiştir. Maddi zorluklara, değişen rejim şartlarına ve hat sanatının arka plana itildiği o zorlu geçiş dönemine rağmen vakarından, nezaketinden ve sanatsal üretiminden asla taviz vermemiştir.
1946 yılında, doğduğu semt olan Üsküdar'da vefat etmiştir. Vefatı, sanat dünyasında büyük bir devrin kapanışı olarak derin bir üzüntüyle karşılanmıştır. Cenazesi, yine Üsküdar'da bulunan, adeta bir hattatlar ve sanatkârlar mezarlığı niteliğindeki tarihi Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir. Onun mezar taşı da, kendi vasiyeti ve sanatına yakışır bir şekilde, dönemin ve sonraki dönemin büyük hattatları tarafından hürmetle hazırlanmıştır. Geride bıraktığı paha biçilmez miras, bugün onun ne kadar büyük bir vizyoner olduğunu her geçen gün daha da fazla ortaya koymaktadır.
Bugün antika dünyasında ve geleneksel İslam sanatları piyasasında İsmail Hakkı Altunbezer ismi, mutlak bir kalite, nadirlik ve yüksek sanatsal değer referansıdır. Bir eserin altında onun ketebesinin bulunması, o eseri sıradan bir hat levhası olmaktan çıkarıp, Osmanlı'nın son ihtişamını ve Cumhuriyet'in kurucu estetiğini bünyesinde barındıran tarihi bir belgeye dönüştürür.
Antika hat yazısı koleksiyonculuğu, sadece finansal bir yatırım değil, aynı zamanda çok yüksek bir entelektüel bilinç ve kültürel hamilik görevidir. İsmail Hakkı Bey'in eserleri, koleksiyonerler tarafından şu nedenlerle canıgönülden aranmaktadır:
Çift Yönlü Sanat Değeri: Eserin hem yazısının hem de tezhibinin (süslemesinin) bizzat Altunbezer tarafından yapılmış olması, eserin sanatsal bütünlüğünü ve piyasa değerini katbekat artırır.
Tarihsel Geçişin Şahitliği: Eserlerin bir kısmı Osmanlı ferman ve berat kâğıtlarına, bir kısmı ise erken Cumhuriyet dönemi aharlı kâğıtlarına yazılmıştır. Bu durum, eserlere tarihi birer vesika niteliği kazandırır.
Taklit Edilemez Çizgi Gücü: Onun celi sülüs yazısındaki o dik, vakur ve etli harf karakteri, taklit edilmesi en zor üsluplardan biridir. Sahte veya reprodüksiyon eserler, uzman gözler tarafından harflerin anatomik zayıflıklarından hemen ayırt edilebilmektedir.
Bu sebeple, aile yadigarı olarak evlerde saklanan, tavan aralarında veya eski kütüphanelerde muhafaza edilen ve üzerinde Altunbezer imzası olan her türlü levha, hilye, ferman veya kıt'a, Türk sanat tarihinin korunması gereken paha biçilmez birer parçasıdır.
Elinde eski dönemlerden kalma, dedelerinden veya aile büyüklerinden miras kalmış hat levhaları bulunduran ve bunları değerlendirmek isteyen kişilerin en çok merak ettiği husus, bu eserlerin gerçek değerinin nasıl belirlendiğidir. Hat Yazısı Alan Yerler olarak faaliyet gösteren profesyonel kurumlar, bir hat eserini ekspertiz sürecinden geçirirken belirli akademik ve sektörel kriterleri baz alırlar. İsmail Hakkı Altunbezer veya diğer büyük ustaların eserlerinin değerlemesinde şu parametreler hayati rol oynar:
Hat sanatında eserin sağ veya sol alt köşesinde hattatın isminin yer aldığı, "Ketebehu..." (Bunu yazdı) ifadesiyle başlayan kısma ketebe adı verilir. Ekspertiz sürecinin ilk adımı, bu ketebenin sahte olup olmadığının belirlenmesidir. Tarih boyunca popüler hattatların imzaları, maalesef kötü niyetli kişiler veya acemi hattatlar tarafından taklit edilmiştir. Uzman bir göz, sadece imzaya bakmaz; hattatın harf dönüşlerindeki ("şive" denilen) el alışkanlıklarını, mürekkep yoğunluğunu ve istif mantığını inceler. İsmail Hakkı Bey'in resmi belgelerdeki tuğra imzaları ile levhalarındaki sülüs imzaları kendine has bir geometrik şablona sahiptir.
Eserin yüz yıldan fazla bir süredir hangi şartlarda saklandığı, onun fiziki durumunu yani kondisyonunu belirler.
Kağıtta meydana gelen yırtılmalar, dökülmeler, rutubet lekeleri (asitlenmeler), böcek yenikleri (güve tahribatları) eserin değerini doğrudan etkiler.
Yazının yazıldığı is mürekkebinin dökülüp dökülmediği, altının parlaklığını koruyup korumadığı incelenir.
Eski hat alanlar için kondisyonu yüksek, orijinal aharlı kağıdı ve tezyinatı zarar görmemiş eserler her zaman ilk sırada tercih edilir. Ancak İsmail Hakkı Bey gibi dev bir ustanın eseri söz konusu olduğunda, yıpranmış eserler bile doğru restorasyon teknikleriyle kurtarılabileceği için her halükarda büyük bir kıymete haizdir.
Yazının ne tür bir kağıda yazıldığı (İstanbul yapımı aharlı kağıtlar, Semerkand kağıtları veya Avrupa'dan ithal edilen filigranlı kağıtlar), kullanılan mürekkebin kalitesi (is mürekkebi, la'l mürekkebi, altın mürekkep) ve yazı türü (sülüs, nesih, celi sülüs, muhakkak, reyhani) değerleme kriterleri arasındadır. Celi sülüs ve celi divani yazılar, anıtsal karakterleri ve istif zorlukları nedeniyle her zaman yüksek bir sanatsal ağırlığa sahiptir.
Hat yazısının etrafını çevreleyen altın tezyinatın kalitesi, eserin paspartusu (murakkaı) ve dönemin orijinal ahşap veya varak çerçevesi içinde bulunması, eserin koleksiyon değerini tamamlayan unsurlardır. İsmail Hakkı Bey'in kendi elleriyle yaptığı tezhip çalışmaları, eseri doğrudan "şaheser" statüsüne soktuğu için tezyinatın orijinalliği titizlikle incelenir.
Koleksiyonunuzda veya evinizde Hattat İsmail Hakkı Altunbezer gibi büyük ustalara ait antika hat eserleri bulunuyorsa, bu eserleri korumak ve zamana karşı direnmelerini sağlamak en birinci vazifeniz olmalıdır. Yanlış muhafaza yöntemleri, paha biçilmez bir sanat eserinin kısa sürede geri dönülemez bir şekilde tahrip olmasına yol açabilir. İşte orijinal hat levhalarını korurken dikkat edilmesi gereken altın kurallar:
Hat levhalarının yazımında kullanılan is mürekkebi ve tezhip boyaları organiktir. Doğrudan güneş ışığına (ultraviyole ışınlara) maruz kalan eserlerde zamanla renk solmaları, kağıtta kuruma, sararma ve çatlamalar meydana gelir. Eserlerinizi doğrudan güneş alan duvarlara değil, loş veya endirekt ışık alan mekanlara asmalısınız.
Geleneksel kağıtlar ve organik yapıştırıcılar (nişasta tutkalı, yumurta akı aharı) neme karşı son derece hassastır. Aşırı nemli ortamlar kağıtta küf, mantar ve asit lekelerinin oluşmasına sebebiyet verir. Çok kuru ortamlar ise kağıdın esnekliğini kaybettirerek kırılganlaşmasına yol açar. İdeal saklama ortamı oda sıcaklığı (18-22 derece) ve %45-55 arası sabit nem oranına sahip olmalıdır. Eserleri kesinlikle rutubetli bodrum katlarında veya aşırı sıcak çatı katlarında saklamayınız.
Eski hat eserlerinizi yeniden çerçeveletmek istiyorsanız, sıradan çerçevecilerden uzak durmalısınız. Çerçeveleme esnasında eserin arkasına konulan kartonların ve kullanılan yapıştırıcıların kesinlikle asitsiz (acid-free) olması gerekir. Asitli kartonlar zamanla kağıda nüfuz ederek eserin kahverengiye dönmesine ve çürümesine neden olur. Ayrıca eserin ön yüzeyindeki yazı ve altının camla doğrudan temas etmemesi gerekir; araya mutlaka asitsiz bir paspartu konularak cam ile eser arasında birkaç milimetrelik hava boşluğu bırakılmalıdır. Cam olarak ise müzelerde kullanılan, ışığı yansıtmayan ve UV korumalı müze camları tercih edilmelidir.
Yırtılan, kenarı kopan veya dökülen hat levhalarına kesinlikle ev kütüphanelerinde kullanılan şeffaf koli bantları, seloteypler veya modern kimyasal yapıştırıcılar ile müdahale etmeyiniz. Bu bantların kimyasalları kağıdı yakar ve geri dönüşü imkansız lekeler bırakır. Restorasyon ve konservasyon işlemleri, sadece geleneksel yöntemleri bilen, kağıt restorasyonu konusunda uzmanlaşmış akademik konservatörler tarafından yapılmalıdır.
Hattat İsmail Hakkı Altunbezer, sadece bir hat sanatçısı değil, çöken bir imparatorluğun kültürel enkazı altından geleneksel sanatlarımızı çekip çıkaran, modern Türkiye Cumhuriyeti'nin estetik şuuruna yerleştiren devasa bir köprüdür. Onun kamış kaleminden dökülen her bir çizgi, fırçasından çıkan her bir altın varak, Türk milletinin estetik dehasının, sabrının ve inancının somut birer anıtıdır. Divan-ı Hümayun'da padişahların tuğrasını çeken o mübarek eller, Güzel Sanatlar Akademisi'nde cumhuriyet gençlerine geleneksel motiflerin zarafetini öğreterek sanatta sürekliliğin muazzam bir örneğini sergilemiştir.
Bugün Hat Yazısı Alan Yerler ve antika uzmanları, onun eserlerine sadece ticari birer obje olarak bakmazlar. Onun bir hilyesini, bir celi sülüs istifini veya bir tuğrasını incelemek, bir sanat tarihçisi için adeta tarihi bir belgeyi yeniden okumak gibidir. Elinizde bulunan eski hat eserlerinin, levhaların ve el yazmalarının gerçek değerini öğrenmek, onları hak ettikleri saygıyla muhafaza edecek doğru koleksiyonerlerle buluşturmak kültürel mirasımıza yapılacak en büyük katkılardan biridir.
Unutulmamalıdır ki, hat sanatı sadece kağıt üzerine mürekkeple yazı yazma sanatı değildir; o, insanın mutlak güzellik arayışının, kalbin ve ruhun harfler vasıtasıyla dışa vurulma şeklidir. İsmail Hakkı Altunbezer, bu arayışın en muhteşem menzillerine ulaşmış, adını sanat tarihimize altın harflerle kazımış ölümsüz bir üstattır. Onun geride bıraktığı paha biçilmez hat eserlerine sahip çıkmak, onları korumak ve kıymetini bilerek geleceğe taşımak hepimizin ortak kültürel vazifesidir.