Antika alım merkezimiz sizler için Hattat İsmail Hakkı Baltacıoğlu hakkında bir çok detaya bu içerikte yer verdi hemen bilgi sahibi olun.
Türk-İslam sanatları tarihi, yüzyıllar boyunca geleneksel kuralların sıkı sıkıya korunduğu, usta-çırak ilişkisiyle nesilden nesile aktarılan ve belirli estetik kalıpların dışına çıkmanın genellikle hoş karşılanmadığı muhafazakar bir zeminde ilerlemiştir. Hat sanatı da, harflerin anatomik oranlarının, mürekkebin kıvamının ve kompozisyon kurallarının asırlarca değişmeden korunduğu bu disiplinlerin başında gelir. Ancak 20. yüzyılın başlarında, Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına uzanan o fırtınalı geçiş döneminde, geleneksel hat sanatına yepyeni, cesur ve adeta devrim niteliğinde bir boyut kazandıran sıra dışı bir deha ortaya çıkmıştır. Bu isim, sadece bir hattat değil; aynı zamanda büyük bir eğitimci, sosyolog, felsefeci, yazar ve siyasetçi olan Hattat İsmail Hakkı Baltacıoğlu'dur.
Bugün, geçmişin estetik hafızasını korumayı ve kültürel mirasımızı doğru bir şekilde değerlendirmeyi amaçlayan Hat Yazısı Alan Yerler gibi profesyonel kurumlar ve antika sanat koleksiyonerleri için İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun eserleri, klasik hat sanatının çok ötesinde, modern Türk sanatının öncü şaheserleri olarak kabul edilmektedir. Onun eserlerini anlamak, harflere yüklediği felsefi anlamı, "Alev Yazısı" adını verdiği kendi icadı olan üslubu ve yazıyı nasıl soyut bir tabloya dönüştürdüğünü kavramakla mümkündür. Klasik dönem ustalarından oldukça farklı bir yol izleyen Baltacıoğlu, harfleri sadece okunacak birer metin olmaktan çıkarmış; onlara resimsel bir kimlik, sürrealist bir derinlik ve dinamik bir ruh kazandırmıştır.
İsmail (İsmayıl) Hakkı Baltacıoğlu, 28 Şubat 1886 tarihinde, İstanbul'un tarihi ve kültürel dokusuyla yoğrulmuş Cihangir semtinde dünyaya gelmiştir. Ailesi, Anadolu'nun köklü kültürünü İstanbul'un kentli kimliğiyle harmanlamış bir yapıya sahiptir. Babası, Mucurlu Baltacıoğlu İbrahim Edhem Efendi, annesi ise Düzceli Hamdune Hanım'dır. Çocukluk yıllarının büyük bir kısmını büyükbabası Abdurrahman Efendi'nin Cihangir'deki evinde geçiren Baltacıoğlu, burada geleneksel Türk aile yapısının manevi ve kültürel değerleriyle erken yaşta tanışmıştır.
İlk öğrenimine Cihangir Sirkeci Mescidi içindeki mahalle mektebinde başlamış, ardından Kabataş'taki Şemsülmekâtib ve Firuzağa'daki Meşrik-ı Füyüzât gibi dönemin seçkin özel okullarında eğitimine devam etmiştir. Orta öğrenimini Fevziye Rüşdiyesi'nde tamamladıktan sonra 1899 yılında, hayatında önemli bir dönüm noktası olacak olan Vefa İdadisi'ne (Lisesi'ne) girmiştir. Vefa İdadisi yılları, onun entelektüel kişiliğinin şekillendiği, edebiyata, felsefeye ve özellikle Jean-Jacques Rousseau'nun eserlerine derin bir ilgi duymaya başladığı yıllardır. Aynı zamanda bu dönemde aldığı temel hüsn-i hat (güzel yazı) dersleri ve ilgi duyduğu tiyatro sanatı, ileride şekillenecek olan çok yönlü sanatçı kimliğinin ilk tohumlarını atmıştır. Onun daha lise yıllarında İkdam Gazetesi'ne yazılar göndermesi, içindeki üretme ve toplumu aydınlatma tutkusunun ne kadar güçlü olduğunun bir göstergesidir.
Vefa İdadisi'nden 1903 yılında mezun olan İsmail Hakkı Baltacıoğlu, 1904 yılında dönemin tek üniversitesi olan Darülfünun-ı Osmanî'nin Ulum-u Tabiye (Fen) şubesine kaydolmuştur. Bu tercih, onun doğaya, bilime, morfolojiye ve kimyaya olan merakından kaynaklanmaktadır. Ancak fen bilimleriyle uğraşırken içindeki sanat ateşini hiçbir zaman söndürmemiştir. Darülfünun yıllarında, dönemin usta hattatlarından olan hocası Kadri Efendi'nin rahle-i tedrisinden geçerek hüsn-i hat dersleri almaya devam etmiştir. Harflerin anatomisi, mürekkebin kağıt üzerindeki akışı ve kalemin kağıtla olan kadim dostluğu, bu dönemde onun ruhuna iyice işlemiştir.
Üniversite eğitimi devam ederken, hem pratik tecrübe kazanmak hem de geçimini sağlamak amacıyla, Osmanlı İmparatorluğu'nun resmi yazışmalarının ve fermanlarının hazırlandığı en üst düzey bürokratik kalem olan Divan-ı Hümayun Katipliği'ne memur olarak girmiştir. Babıali'nin kalbi olan bu kurum, hat sanatının resmi, diplomatik ve en ağırbaşlı formlarının (Divani, Celi Divani, Rika ve Tuğra) icra edildiği bir merkezdi. Burada geçirdiği yıllar, klasik Osmanlı hat ekolünün tüm ihtişamını ve kurallarını yakından gözlemlemesini sağlamış; ancak aynı zamanda bu kuralların ne kadar katı ve yeniliğe kapalı olduğunu da fark etmesine neden olmuştur. Baltacıoğlu'nun ilerleyen yıllarda geliştireceği devrimci sanat anlayışı, aslında Divan-ı Hümayun'da gördüğü bu klasik ve kuralcı yapıya karşı entelektüel bir başkaldırının sonucudur. Antika hat eserleri incelendiğinde, klasik ekolden yetişen ancak kendi özgün sesini bulan sanatkarların eserlerinin ne kadar nadir ve değerli olduğu açıkça görülmektedir. Baltacıoğlu, tam da bu tanıma uyan, geleneği çok iyi bilen ancak onu kendi modern potasında eritmeyi başaran bir ustadır.
1908 yılında Darülfünun'dan mezun olduktan sonra, sanat ve eğitim alanındaki yetkinliği sayesinde Darülmuallimin-i İbtidaiyye'ye (İlköğretmen Okulu) hat hocası olarak tayin edilmiştir. Burada, dönemin büyük eğitim reformcusu Mustafa Satı Bey ile tanışması ve birlikte çalışması, hayatında yepyeni bir sayfa açmıştır. Satı Bey, Baltacıoğlu'nun eğitimdeki yenilikçi fikirlerini ve sanatsal vizyonunu fark etmiş, 1910 yılında Maarif Nazırı Emrullah Efendi'nin de onayıyla onu pedagoji ve el sanatları konularında incelemeler yapmak üzere devlet bursuyla Avrupa'ya göndermiştir.
İngiltere, Fransa, Belçika, İsviçre ve Almanya'yı kapsayan bu uzun ve verimli Avrupa seyahati, Baltacıoğlu'nun vizyonunu evrensel bir boyuta taşımıştır. Orada okulları, atölyeleri, müzeleri, parkları ve tiyatroları derinlemesine incelemiş; özellikle İngiliz eğitim sisteminin teoriye değil pratiğe ve üretime dayalı modelinden çok etkilenmiştir. "Yaparak yaşayarak öğrenme" ve eğitimi hayatın gerçek uğraşlarıyla birleştirme fikri bu seyahatte olgunlaşmıştır. Yurda döndüğünde "İçtimai Mektep" (Toplumsal Okul) adını verdiği, öğrencinin sadece bilgi ezberlemediği, bizzat ürettiği, karakterini ve şahsiyetini sanatla, el işleriyle geliştirdiği yepyeni bir eğitim felsefesi ortaya koymuştur.
Bu eğitim felsefesinde hat sanatının ve geleneksel el sanatlarının yeri çok büyüktür. O, hattı sadece bir süsleme aracı olarak değil, elin, gözün ve zihnin müthiş bir koordinasyonla çalıştığı, çocuğun şahsiyetini disipline eden ve estetik duygusunu yücelten bir pedagojik araç olarak görmüştür. Baltacıoğlu'nun bu çok boyutlu entelektüel arka planı, günümüzde eski hat alanlar ve sanat tarihçileri tarafından onun levhaları değerlendirilirken büyük bir dikkatle göz önünde bulundurulur; zira onun çizdiği her harfin arkasında muazzam bir eğitim felsefesi ve sosyolojik bir derinlik yatmaktadır.
İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun kariyeri, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte çok daha üst düzey bürokratik ve akademik görevlerle taçlanmıştır. 1923 yılında, Türkiye'nin ilk modern üniversite yapılanması sürecinde İstanbul Darülfünunu'na "Emin" (Rektör) sıfatıyla atanmış ve Cumhuriyet döneminin ilk üniversite rektörü unvanını almıştır. Rektörlüğü sırasında üniversiteye tiyatroyu, konferansları ve halka açık sanat eğitimlerini sokarak akademiyi fildişi kulesinden indirip halkla buluşturmayı hedeflemiştir.
1933 Üniversite Reformu sırasında kadro dışı kalarak üniversiteden uzaklaştırılması onun için bir duraklama değil, aksine yepyeni bir üretim evresinin başlangıcı olmuştur. Bu dönemde, tam 46 yıl boyunca kesintisiz yayın hayatını sürdürecek olan, Türkiye'nin en uzun soluklu düşünce, sanat ve felsefe dergilerinden biri olan "Yeni Adam" dergisini kurmuştur. Yeni Adam, sadece sosyolojik tartışmaların değil, aynı zamanda sanat teorilerinin, hat sanatının modern yorumlarının, resim ve tiyatro eleştirilerinin yapıldığı devasa bir platform olmuştur. Baltacıoğlu, yazılarında hat sanatının çağdaş sanat akımlarıyla olan ilişkisini bu dergideki makaleleriyle Türk aydınına anlatmıştır. Ayrıca 1943-1950 yılları arasında Afyonkarahisar ve Kırşehir milletvekilliği yaparak fikirlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden de dile getirme imkanı bulmuştur. Tüm bu yoğun akademik, edebi ve siyasi hayatına rağmen, elinden kamış kalemini, boyalarını ve fırçasını hiçbir zaman bırakmamıştır.
Baltacıoğlu'nun hat sanatına yaptığı en büyük katkılardan biri, sadece levhalar üretmek değil, bu sanatın estetik ve felsefi altyapısını kuramsallaştıran muazzam eserler kaleme almasıdır. 1958 yılında yayımladığı "Türklerde Yazı Sanatı" adlı devasa eseri, bugün bile hat sanatı felsefesi üzerine yazılmış en kapsamlı, en cesur ve en analitik kitapların başında gelmektedir.
O, bu kitabında klasik hattatların sadece usta-çırak silsilesini anlatan biyografik eserlerinin aksine, harflerin form analizini yapmış, hat sanatının evrensel sanat disiplinleri (resim, mimari, müzik, heykel) içindeki yerini tartışmıştır. Hattat İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Türk hat sanatının Arap ve Fars etkisinden ayrılarak kendine has, özgün ve erişilmez bir estetik zirveye nasıl ulaştığını sosyolojik kanıtlarla ortaya koymuştur. O, Türk hattatlarının (Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, Mustafa Rakım gibi) harflere ruh üflediğini, onları kaskatı geometrik kalıplardan kurtararak adeta nefes alan, esneyen ve ritmik bir melodiye dönüştürdüklerini savunmuştur. Sanat ekspertizleri ve profesyonel hat yazısı alan firmalar, bir eserin estetik kıymetini ölçerken, çoğu zaman Baltacıoğlu'nun bu eserinde ortaya koyduğu "kompozisyon (istif) dengesi", "leke değeri" ve "çizgi kudreti" gibi modern sanat terimlerini kullanırlar. Bu yönüyle o, hat sanatının modern eleştiri dilini kuran adamdır.
Baltacıoğlu'nun hat sanatına bakış açısı, kendi dönemi için oldukça radikal ve ufuk açıcıdır. O, hat sanatını sadece kutsal metinlerin veya güzel sözlerin estetik bir biçimde kağıda aktarılması olarak görmemiştir. Baltacıoğlu'na göre hat sanatı, Avrupa'da 20. yüzyılda ortaya çıkan "Soyut Sanat" (Abstrakt) ve "Sürrealizm" (Gerçeküstücülük) akımlarının yüzyıllar önce İslam coğrafyasında bulduğu en saf, en olgun ve en asil karşılığıdır.
Avrupalı ressamlar doğayı, insanı veya eşyayı soyutlamak, formları deforme ederek gerçeğin ötesine geçmek için büyük çabalar harcarken; Türk hat sanatkarları, Arap alfabesinin harflerini kullanarak zaten en mükemmel soyut geometriyi ve sürrealizmi yaratmışlardır. Baltacıoğlu, “Yazı sanatçıları yazıda sürrealizmi kurmuşlar; Araplar gibi yazıyı katı bir geometriye ulaştıracak yerde resimselleştirmişlerdir” diyerek Türk hat üslubunun plastisitesini (şekil alabilirliğini) yüceltmiştir. Ona göre hat sanatında okutmak ikinci plandadır; asıl olan göstermek, görsel bir estetik ziyafet sunmak ve harflerin birbiriyle olan ritmik dansını gözler önüne sermektir.
İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nu sadece bir sanat teorisyeni olmaktan çıkarıp bizzat bir "ekol" kurucusu yapan en büyük başarısı, hat sanatında kendi icadı olan ve literatüre "Alev Yazısı" olarak geçen yeni bir yazı türü ve stili geliştirmiş olmasıdır. Geleneksel yazılarda sülüs, nesih, talik veya divani gibi yüzlerce yıllık katı kuralları olan ekoller vardır. Baltacıoğlu, İslam'ın ilk yıllarına dayanan, köşeli ve sert yapısıyla bilinen Kûfî hattının mimari ve geometrik dokusunu almış, onu kendi ruhunun dinamizmiyle eritmiş ve adeta göğe doğru yükselen kıvrımlı alev dillerine benzeterek yepyeni bir form yaratmıştır.
Alev Yazısı'nda harflerin dikey uzantıları (elif, lam gibi harfler) yukarıya doğru incelerek ve hafifçe dalgalanarak, tıpkı yanan bir ateşin alevleri gibi kıvrılır. Harflerin yatay bağlantıları ise son derece sağlam, kalın ve birbirine kenetlenmiş bir temel oluşturur. Bu yazı, klasik hat sanatının durağanlığına karşı, muazzam bir hareket, coşku ve tasavvufi bir yükseliş ifade eder. Ateş, tasavvufta aşkın, yanmanın, pişmenin ve ilahi olana duyulan hasretin sembolüdür. Baltacıoğlu, Alev Yazısı ile harfleri yakmış ve onları kül etmek yerine kalıcı bir görsel şölene çevirmiştir. Bugün antika hat yazısı pazarında, koleksiyonerlerin en çok peşine düştüğü, müzayedelerde büyük yankı uyandıran eserler, Baltacıoğlu'nun bizzat kaleme aldığı bu "Alev Yazısı" ile üretilmiş olan ünik levhalardır.
Baltacıoğlu'nun sanatındaki bir diğer eşsiz boyut, yazıyı sadece harf diziliminden çıkarıp, somut nesnelerin siluetlerine dönüştürdüğü "Resimsel Hat" uygulamalarıdır. O, “Hat o kadar resimdir ki, herhangi bir tarikata bağlı olmadan, yazıyı Allah’ı anmanın yanı sıra ‘görmek’ olarak da düşünmek gerekir” demiştir. Bu düşünceden hareketle, bilhassa "Müsenna" (Aynalı / Simetrik) yazı formunu büyük bir ustalıkla kullanarak harflerden vazolar, ibrikler, kandiller, ağaçlar ve hayvan figürleri yaratmıştır.
Örneğin, en meşhur eserlerinden bazılarında Allah, Muhammed, Besmele veya Kelime-i Tevhid ibarelerini merkeze alarak, bu kelimelerin harflerini karşılıklı olarak simetrik bir biçimde katlamış ve devasa, görkemli ibrik siluetleri elde etmiştir. Klasik ekolde de müsenna (aynalı) yazılar vardır; ancak Baltacıoğlu, bu işi çok daha modernist bir tablo mantığına oturtmuştur. Eserlerinde klasik hattatların pek kullanmadığı cesur renkler ve kompozisyonlar denemiştir. Harflerin konturlarını kalın siyah çizgilerle çekmiş, içlerini bazen bembeyaz bırakmış, yazıların arasına kırmızı-beyaz renkte stilize edilmiş çiçekler, yapraklar ve nebati (bitkisel) motifler serpiştirmiştir.
Bazen kompozisyonlarını yeşil ve beyaz üçgenlerden oluşan geometrik geçmelerle (zencerek) çerçevelemiş, eserlerini klasik kağıt üzerine değil, doğrudan ahşap paneller, tahtalar üzerine aplike etmiştir. Bu durum, onun eserlerini sadece bir hüsn-i hat levhası olmaktan çıkarıp, adeta modern bir ahşap rölyef, bir tasarım objesi ve avangard bir sanat eseri haline getirmiştir. İsmail Hakkı Baltacıoğlu eserleri, klasik murakkalara gerilmiş aharlı kağıtlardan ziyade, bu tür ahşap üzeri çalışmalar, renkli guaj veya yağlı boya benzeri dokular barındırması sebebiyle piyasada anında ayırt edilir ve büyük bir saygı görür.
1928 yılında gerçekleşen Harf İnkılabı, Arap harfleriyle yazılışın günlük hayattan, devlet dairelerinden ve basından kalkması anlamına geliyordu. Bu durum, yüzyıllardır Arap harfleriyle icra edilen hat sanatının geleceği konusunda büyük bir kriz yaratmıştı. Birçok hattat mesleğini bırakmış veya köşesine çekilmişken, İsmail Hakkı Baltacıoğlu hem yeni alfabe devrimini yürekten destekleyen bir aydın olmuş, hem de eski yazının (hüsn-i hat) bir "plastik sanat", bir "güzel sanatlar" disiplini olarak yaşaması gerektiğini savunmuştur.
O, "Tadil-i Huruf" (Harflerin ıslahı ve düzeltilmesi) tartışmalarında, meselenin sadece okuma yazma kolaylığı olmadığını, estetik boyutun asla terk edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Harf devrimi sonrasında hat sanatının müzelik bir eşya veya nostaljik bir kalıntı olmasını reddetmiş, bilakis onun tıpkı resim ve heykel gibi bağımsız, seyirlik ve estetik bir sanat dalı olarak akademilerde ve atölyelerde varlığını sürdürmesi için büyük mücadele vermiştir. Eğer bugün hat sanatı Türkiye'de yok olmadıysa ve modern yorumlarla gelişmeye devam ediyorsa, bunda Baltacıoğlu'nun inatçı savunuculuğunun, kaleme aldığı kitapların ve Yeni Adam dergisinde ısrarla işlediği sanat teorilerinin payı tartışılmazdır.
Profesyonel sanat piyasasında, antika galerilerinde ve Hat Yazısı Alan Yerler bünyesinde, bir sanat eserinin değeri sadece yaşıyla veya malzemesiyle değil, o eserin sanat tarihindeki "biricikliği" (unik yapısı) ve sanatçısının entelektüel ağırlığı ile ölçülür. İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun eserleri, klasik dönem (örneğin Şevki Efendi, Sami Efendi veya Halim Özyazıcı) eserlerinden değerleme kriterleri bakımından farklılıklar gösterir.
Baltacıoğlu'na ait bir levhayı ekspertiz sürecine tabi tutarken uzmanların dikkat ettiği temel hususlar şunlardır:
Üslup ve Form (Alev Yazısı Tespiti): Eserin, ustanın kendi icadı olan Alev Yazısı karakteristiğini taşıyıp taşımadığına bakılır. Yukarı doğru dalgalanarak incelen Kûfî/Sülüs kırması bu eşsiz stil, taklit edilmesi son derece zor bir ritim gerektirir. Harflerin dönüşlerindeki (şive) modern ve köşeli-kıvrımlı sentetik yapı eserin kimliğini bağırır.
Malzeme ve Zemin Analizi: Klasik hat eserleri genellikle aharla terbiye edilmiş kağıt üzerine is mürekkebiyle yazılırken, Baltacıoğlu birçok eserini tahta paneller üzerine, kalın boyalarla (bazen renkli) ve dış konturlarını belirginleştirerek yapmıştır. Eserin boya dokusu, fırça izleri ve malzeme seçimi, onun resimsel hat felsefesinin en büyük kanıtıdır.
Müsenna (Aynalı) Dengesi: İbrik, vazo veya cami formunda tasarladığı müsenna kompozisyonlar, onun dehasının zirvesidir. Bu eserlerdeki simetri kusursuzluğu ve aralara serpiştirilmiş kırmızı-beyaz stilize çiçek motifleri (noktalama veya tezyinat amaçlı) orijinalliği tasdik eden unsurlardır.
İmza (Ketebe) ve Karakter: Baltacıoğlu'nun eserlerinde attığı imzalar (ketebeler), bazen eserin genel soyut kompozisyonunun içine gizlenmiş veya büyük bir zarafetle köşeye yerleştirilmiş olabilir. Kendine has imza karakteristiği, eserin gerçekliğinin en büyük tapusudur.
Bugün elinde aile yadigarı olarak İsmail Hakkı Baltacıoğlu'na ait olduğunu düşündüğü, özellikle ahşap üzeri veya kanvas/karton üzeri renkli, aynalı kompozisyonlar bulunduran kişiler, bu eserlerin sıradan bir hat yazısı değil, "Cumhuriyet Dönemi Modern Türk Sanatının" en nadide parçaları olduğunu bilmelidir. Bu tür eserlerin doğru fiyatlandırılması ve maddi-manevi değerinin tam olarak ortaya konulabilmesi için, mutlaka kurumsal çalışan, referansları sağlam ve eski hat alanlar konusunda derin sanat tarihi bilgisine sahip profesyonel firmalarla (eksperlerle) iletişime geçilmesi hayati önem taşır.
Paha biçilmez sanatsal değer taşıyan, bilhassa İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi eserlerinde ahşap, farklı boya katmanları veya özel yapıştırma teknikleri kullanan ustaların levhaları, zamana ve çevresel faktörlere karşı oldukça hassastır. Hat levhası alan firmalar ve deneyimli restoratörler, bu eserleri korumak için koleksiyonerlere ve eser sahiplerine şu hayati tavsiyelerde bulunmaktadır:
Nem ve Rutubet Kontrolü: Baltacıoğlu'nun eserlerinin bir kısmı tahta üzerine yapıştırılmış veya ahşap zeminli olduğundan, nem en büyük düşmandır. Ahşap rutubet aldığında şişer, genleşir ve üzerindeki boya katmanlarını veya kağıdı çatlatıp dökebilir. Eserler mutlaka %45-55 sabit nem oranına sahip odalarda, klimalı veya kontrollü ortamlarda muhafaza edilmelidir. "Su lekeleri" ve "kurt yenikleri" ahşap eserlerin en sık karşılaştığı tahribatlardır.
Güneş Işığından (UV) Koruma: Renkli çiçek motifleri, siyah konturlar ve ince beyaz boyalar, doğrudan güneş ışığına (ultraviyole ışınlara) maruz kaldığında hızlıca solma, oksidasyon ve renk kaybı yaşar. Eserler direkt güneş alan pencerelerin karşısına asılmamalı, müze tipi UV filtreli camlar kullanılarak çerçevelenmelidir.
Böcek ve Ahşap Kurdu Tehlikesi: Tahta zeminli eserlerde ahşap kurdu (böcek) aktivitesi düzenli olarak kontrol edilmelidir. Eğer ahşapta ince delikler ve altında talaş tozları görülürse, acilen uzman bir restoratör tarafından "fümigasyon" (gazla böcek arındırma) işlemi yapılmalıdır. Eserin üzerine ev tipi böcek ilaçları kesinlikle sıkılmamalıdır; zira bu kimyasallar boyayı anında eritir.
Profesyonel Olmayan Müdahalelerden Kaçınma: Eserin boyası dökülmeye başladığında veya kağıdı kalktığında kesinlikle modern tutkallar, seloteyp bantlar veya sıradan ahşap yapıştırıcıları kullanılmamalıdır. Bu tür amatör müdahaleler, eserin orijinalliğini bozar ve ticari değerini geri dönülemez şekilde düşürür. Restorasyon işlemleri sadece üniversitelerin sanat eseri konservasyonu bölümlerinden mezun olmuş uzmanlara emanet edilmelidir.
1 Nisan 1978 tarihinde Ankara'da, 92 yıllık bereketli, üretken ve muazzam bir ömrü geride bırakarak aramızdan ayrılan İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Türk sanat tarihine silinmez bir damga vurmuştur. O, bir elinde bilimin, pedagojinin ve sosyolojinin ışığını tutarken, diğer elinde kamış kalemiyle harflere yeniden ruh veren, onları alev alev yakan, dalgalandıran ve birer sanat şaheserine dönüştüren devasa bir köprüdür. Cumhuriyet'in aydınlanma meşalesini sadece okullarda ve üniversitelerde değil, hat sanatının o gizemli ve derin labirentlerinde de büyük bir cesaretle taşımıştır.
"Yazı, insanın iç yüzünün dış yüzü, ruhunun portresidir" diyen Baltacıoğlu, kendi ruhunun o bitmek bilmeyen üretme aşkını, estetik vizyonunu ve yenilikçi coşkusunu eserlerine kelimenin tam anlamıyla nakşetmiştir. Onun Alev Yazısı'nı icat etmesi, geleneksel hat sanatının donup kalmasını engelleyen, ona çağdaş bir nefes aldıran ve genç nesillerin bu kadim sanata farklı bir gözle bakmasını sağlayan tarihi bir dönüm noktasıdır.
Bugün Hat Yazısı Alan Yerler ve vizyoner koleksiyonerler, Baltacıoğlu'nun eserlerini sadece evlerinin duvarlarını süsleyen estetik birer obje olarak değil, Türk milletinin modernleşme serüveninin, sanatsal arayışının ve dehasının somut belgeleri olarak görmektedirler. Evinde, kütüphanesinde veya aile yadigarı eşyaları arasında bu büyük ustaya ait, o meşhur kıvrımlı harfleri, simetrik ibrik kompozisyonlarını veya canlı renklerle bezenmiş resimsel hat tablolarını barındıran şanslı kişiler, aslında paha biçilemez bir kültür mirasının bekçiliğini yapmaktadırlar. Bu eserlerin gün yüzüne çıkması, doğru ellerde restore edilip korunması ve kıymetini bilen koleksiyonlara dahil olması, İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun aziz hatırasına ve Türk sanatına yapılabilecek en büyük hizmettir. O, kalemiyle harflere, fikirleriyle nesillere şekil veren eşsiz bir Türk aydını olarak hafızalarımızda yaşamaya sonsuza dek devam edecektir.