Antika alım merkezimizde sizler için Hattat Macid Ayral hakkında bilgilere kapsamlı bir şekilde yer verdik, hemen inceleyebilirsiniz.
Geleneksel Türk ve İslam sanatları, asırlar boyunca büyük bir titizlik, sabır ve manevi bir disiplin ile nesilden nesile aktarılmış, her devirde kendi dehalarını yetiştirerek günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bu köklü ve kutsal kabul edilen sanat dallarının en başında hiç şüphesiz hat sanatı gelmektedir. Arap harflerinin estetik bir ölçü, matematiksel bir denge ve derin bir ruhi coşku ile kağıda, taşa veya ahşaba nakşedilmesi anlamına gelen bu sanat, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemleri ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yılları arasında çok kritik bir geçiş evresi yaşamıştır. İşte bu tarihi geçiş evresinde, köklü geleneğin kopmadan devam etmesini sağlayan, hem Türkiye'de hem de İslam coğrafyasında silinmez izler bırakan en önemli şahsiyetlerden biri Hattat Macid Ayral olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle antika eser koleksiyonerleri, sanat galerileri ve Hat Yazısı Alan Yerler için Hattat Macid Ayral eserleri, taşıdıkları yüksek estetik değer, tarihi belge niteliği ve nadideliği bakımından muazzam bir öneme sahiptir. Bu kapsamlı makalede, Hattat Macid Ayral hayatı, sanat anlayışı, etkilendiği hocaları, yetiştirdiği talebeleri ve günümüz sanat piyasasında onun eserlerinin neden bu denli arandığı detaylı bir şekilde incelenecektir. Amacımız, hem bu büyük sanatkârı tüm yönleriyle tanıtmak hem de antika eski hat yazısı alanlar için bu eserlerin ekspertiz ve değerleme süreçlerine ışık tutmaktır.
Hat sanatı, İslam dünyasında "cismani aletlerle meydana getirilen ruhani bir hendese (geometri)" olarak tanımlanmıştır. Kuran-ı Kerim'in en güzel şekilde yazılması gayesiyle doğan bu sanat, zamanla mimari yapıların en büyük süsleme unsuru, evlerin ve tekkelerin en değerli duvar levhaları haline gelmiştir. Osmanlı dönemi, hat sanatının zirveye ulaştığı, Şeyh Hamdullah ile başlayan, Hafız Osman ile olgunlaşan ve Sami Efendi ile celi (büyük) yazılarda en mükemmel formuna kavuşan bir altın çağdır.
Ancak yirminci yüzyılın başları, savaşlar, imparatorluğun yıkılışı, harf inkılabı ve yeni bir cumhuriyetin kuruluşu gibi devasa sosyolojik değişimlere sahne olmuştur. Bu dönemde birçok hattat geçim sıkıntısı çekmiş, sanatlarını icra edecek alan bulmakta zorlanmış ve yeni nesillere bu sanatı aktarma konusunda büyük engellerle karşılaşmıştır. İşte Hattat Macid Ayral, tam da bu fırtınalı dönemde yetişmiş, klasik ekolün son büyük ustalarından feyz almış ve bu paha biçilmez mirası kendi muazzam yeteneğiyle yoğurarak hem kağıtlara hem de mimari abidelere kazımıştır. Onun bu direnişi ve sanata olan tavizsiz bağlılığı, bugün antika hat levhası toplayan koleksiyonerler için onu sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda bir kültür kahramanı yapmaktadır.
Asıl adı Mehmed Macid olan sanatçı, 1891 yılında İstanbul'un manevi atmosferi en yüksek semtlerinden biri olan Beylerbeyi'nde dünyaya gelmiştir. Babası, sarayda görevli olan ve aynı zamanda sanatla iç içe bir yaşam süren bir devlet memuruydu. Bu durum, genç Macid'in daha çocuk yaşlarda mürekkep, hokka, kamış kalem ve aharlı kağıt ile tanışmasını sağlamıştır. Hattat Macid Ayral hayatı boyunca İstanbul'un o eşsiz tarihi dokusundan, camilerinden, çeşmelerinden ve kütüphanelerinden beslenmiştir.
İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamlayan Ayral, içindeki sanat ateşinin yönlendirmesiyle dönemin en önemli eğitim kurumlarından biri olan Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane'ye (Bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) girmiştir. Ancak onun asıl okulu ve mektebi, dönemin en büyük hattatlarının dizinin dibi olmuştur. Klasik İslam sanatlarında bilgi ve tecrübe, kurumlardan ziyade usta-çırak (hoca-talebe) ilişkisiyle, meşk usulüyle aktarılır. Macid Ayral da bu geleneğe sıkı sıkıya bağlı kalmış ve dönemin en kudretli kalem sahiplerinden dersler almıştır.
Bir hattatın sanat kalitesi, kimden el (icazet) aldığı ile doğrudan ilişkilidir. Hat Yazısı Alan Yerler tarafından yapılan sanat ve köken incelemelerinde (ekspertiz), hattatın silsilesi her zaman en önemli referans noktasıdır. Macid Ayral, şanslı bir dönemde doğmuş ve Osmanlı'nın son büyük dehalarının rahle-i tedrisinden (eğitiminden) geçme fırsatı bulmuştur.
Onun sülüs ve nesih yazılardaki ilk hocası, Bahaeddin Efendi'dir. Ancak Macid Ayral'ın sanatında asıl büyük sıçramayı yapmasını sağlayan, dönemin Reis-ül Hattatin'i (Hattatların Başı) sayılan Kamil Akdik olmuştur. Kamil Akdik'ten sülüs ve nesih yazının en ince kurallarını, harflerin anatomisini ve istif (kompozisyon) sanatının derinliklerini öğrenmiştir.
Diğer taraftan, ta'lik yazı (özellikle İran kökenli olan ve Osmanlı'da şiirlerin, edebi metinlerin yazımında sıkça kullanılan, kavisli ve estetik yazı türü) konusunda dönemin en büyük ustası olan Hulusi Efendi'den (Hulusi Yazgan) meşk etmiştir. Celi sülüs ve tuğra çekme konularında ise Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer gibi bir devden istifade etmiştir. Macid Ayral'ın sanatındaki o kusursuz denge, işte bu üç büyük ustanın (Kamil Akdik, Hulusi Efendi, İsmail Hakkı Altunbezer) ekollerini kendi potasında eritebilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ustaların izlerini taşıyan Hattat Macid Ayral eserleri, günümüzde Osmanlı hat sanatı ile Cumhuriyet dönemi hat sanatı arasındaki organik bağın en güçlü kanıtlarıdır.
Hat sanatı kendi içinde Aklâm-ı Sitte (Altı Kalem) adı verilen klasik yazı türlerine ve zamanla gelişen diğer türlere ayrılır. Bir hattatın tüm yazı türlerinde aynı derecede başarılı olması çok nadir rastlanan bir durumdur. Ancak Hattat Macid Ayral, yeteneğinin genişliği sayesinde birden fazla yazı karakterinde zirveye ulaşmayı başarmıştır.
1. Sülüs ve Celi Sülüs: Sülüs, "üçte bir" anlamına gelir ve harflerin kavisli yapısının dik yapısına oranını ifade eder. Celi sülüs ise bu yazının uzaktan okunabilecek kadar büyük ve kalın kamış kalemlerle yazılmış halidir. Camilerin kubbe yazıları, kapı üstü kitabeleri ve büyük duvar levhaları genellikle celi sülüs ile yazılır. Macid Ayral, özellikle Celi sülüs alanında adeta bir fırtına gibi eserler vermiştir. Onun celi sülüs istiflerinde harfler birbiriyle savaşmaz, aksine muazzam bir uyum içinde dans eder. Uzmanlar ve eski hat yazısı alanlar, onun celi sülüs eserlerindeki o coşkulu ama bir o kadar da kurallara bağlı (nizami) yapıyı hemen tanırlar. Harflerin kalınlık (kalınlaşma) ve incelik (zülfe) noktalarındaki geçişler, Ayral'ın bilek gücünün ve kalem hakimiyetinin en büyük göstergesidir.
2. Ta'lik ve Celi Ta'lik: Ta'lik yazı, asılı duran, sarkan anlamına gelir ve harflerin sağ üstten sol alta doğru meyilli bir şekilde aktığı son derece zarif bir yazı türüdür. Sülüs'ün o haşmetli ve hareketli yapısına karşın, ta'lik yazı daha dingin, hüzünlü ve edebi bir duruşa sahiptir. Macid Ayral, Hulusi Efendi'den aldığı icazetin hakkını sonuna kadar vermiş, özellikle Türkçe ve Farsça beyitleri, şiirleri, kelam-ı kibarları ta'lik hattıyla eşsiz levhalar haline getirmiştir. Hat Yazısı Alan Yerler açısından Macid Ayral'ın celi ta'lik levhaları, koleksiyonların en nadide edebi parçaları arasında kabul edilir.
3. Nesih Yazı: Kuran-ı Kerim, dua kitapları ve hadis mecmualarının yazımında kullanılan, küçük boyutlu, okunaklı ve pratik bir yazı türüdür. Ayral, celi yazılardaki haşmetinin yanı sıra, nesih yazının gerektirdiği o ince işçilikte ve sabırda da ne kadar yetkin olduğunu gösteren sayısız eser bırakmıştır.
1928 yılında gerçekleşen Harf İnkılabı ile birlikte Arap alfabesi yerini Latin alfabesine bırakmış, bu durum hat sanatının günlük hayattaki pratik kullanımını sona erdirmiştir. Tabela yazarlığı, resmi evrak yazımı ve kitap basımı gibi alanlar tamamen değişmiştir. Bu süreçte birçok hattat geçimini sağlamak için farklı mesleklere yönelmek zorunda kalmıştır. Ancak Hattat Macid Ayral, ne pahasına olursa olsun kalemini elinden bırakmamış, sanatını evinin odalarında, dar atölyelerde ve kısıtlı imkanlarla yaşatmaya devam etmiştir.
Bu dönemde üretilen Hattat Macid Ayral eserleri, aslında bir direnişin, bir sevdanın ve bir kültürün yok olmaya karşı verdiği mücadelenin kağıda dökülmüş halidir. O, yazının sadece bir iletişim aracı değil, asırlar boyunca süzülerek gelmiş müstakil bir plastik sanat olduğunu savunmuştur. Onun bu inancı sayesinde, bugün bizler o dönemde üretilmiş şaheserleri görebiliyor ve inceleyebiliyoruz. Hat Yazısı Alan Yerler ve bilinçli koleksiyonerler, Cumhuriyet'in ilk yıllarında zor şartlar altında yazılmış bu eserlerin taşıdığı o gizli hüzne ve direniş ruhuna büyük saygı duyarlar. Bu dönem eserleri, sadece estetik değil, muazzam bir belgesel ve manevi değer de taşımaktadır.
Hattat Macid Ayral hayatı içerisindeki en çarpıcı ve onun uluslararası bir üne kavuşmasını sağlayan dönem, şüphesiz Bağdat yıllarıdır. 1955 yılında Irak hükümeti, Bağdat'taki Güzel Sanatlar Enstitüsü'nde (Mahad-al Funun al-Cemile) hat sanatı bölümünün kurulması ve öğrencilerin yetiştirilmesi için Türkiye'den usta bir hattat talebinde bulunmuştur. Dönemin otoriteleri tarafından bu önemli görev için Macid Ayral seçilmiş ve Bağdat'a davet edilmiştir.
Ayral'ın Bağdat'a gidişi, sadece bir eğitim faaliyeti değil, aynı zamanda Osmanlı hat ekolünün, o güne kadar daha çok yerel ve bölgesel üsluplarla ilerleyen Arap dünyasına en rafine haliyle taşınması anlamına geliyordu. Dört yıl süren Bağdat serüveni boyunca Macid Ayral, gece gündüz demeden çalışmış, sayısız öğrenci yetiştirmiş ve Irak'taki birçok önemli mimari eserin yazılarını kaleme almıştır.
Bağdat'ta yetiştirdiği en önemli öğrencisi, daha sonra tüm Arap dünyasının en büyük hattatlarından biri olarak kabul edilecek olan Hashem Muhammad al-Baghdadi (Hâşim el-Bağdâdî)'dir. Hâşim, Macid Ayral'dan aldığı icazet ve Osmanlı ekolü sayesinde kendi üslubunu zirveye taşımıştır. Bu yönüyle Macid Ayral, sadece Türk hat sanatına değil, dünya İslam hat sanatına da yön vermiş evrensel bir ustadır. Bugün Orta Doğu'daki pek çok antika hat levhası koleksiyoncusu ve galerisi, silsilesi Macid Ayral'a dayanan eserleri büyük bir arzuyla koleksiyonlarına katmak istemektedir.
Bir hattatın büyüklüğünü gösteren en önemli yerlerden biri, eserlerinin kağıt sınırlarını aşıp mimari yapılarla bütünleşmesidir. Cami, türbe, çeşme ve kütüphane kitabeleri, hattatın toplumla en dolaysız şekilde iletişim kurduğu, asırlar boyunca ayakta kalacak olan kalıcı sergi alanlarıdır. Hattat Macid Ayral eserleri, hem İstanbul'da hem de Bağdat'ta birçok önemli yapının ruhunu oluşturmaktadır.
İstanbul'daki Mimari Eserleri: En bilinen ve belki de en ihtişamlı eserlerinin başında, Cumhuriyet döneminin İstanbul'daki en önemli dini mimari örneklerinden biri olan Şişli Camii yazıları gelir. Şişli Camii'nin kubbesini çevreleyen devasa yazılar, kuşak yazıları ve kapı üstü kitabeleri Macid Ayral'ın o eşsiz celi sülüs kalemiyle yazılmıştır. Bu yazılar, mimari yapı ile hat sanatının nasıl kusursuz bir uyum içinde olabileceğinin modern dönemdeki en muazzam kanıtıdır. Bunun yanı sıra Levent Camii, Kamer Hatun Camii ve Eyüp Sultan Camii'nin bazı restorasyon yazıları da yine onun usta ellerinden çıkmıştır.
Irak'taki Mimari Eserleri: Bağdat yıllarında sadece eğitim vermekle kalmayan Ayral, Irak'ın en kutsal mekanlarının yazılarını da yenilemiştir. İmam-ı Azam Ebu Hanife Türbesi ve Camii, Abdülkadir Geylani Türbesi gibi tüm İslam alemi için büyük önem taşıyan mekanların kuşak yazıları ve celi sülüs kitabeleri bizzat Macid Ayral tarafından yazılmıştır. Bu eserler, onun kaleminin sadece Türkiye sınırları içinde kalmadığını, tüm medeniyet coğrafyamıza mühür vurduğunu göstermektedir.
Geleneksel sanatlara olan ilginin artmasıyla birlikte, eski hat yazısı alanlar ve antika galerileri, portföylerine kaliteli ve usta işi eserler katmak için büyük bir titizlik göstermektedirler. Hat sanatı piyasasında eserlerin değeri belirlenirken, hattatın kimliği, eserin yazılış tarihi, yazının türü, kompozisyonun zorluğu ve eserin kondisyonu gibi birçok farklı kriter bir arada değerlendirilir. Hattat Macid Ayral imzalı (ketebeli) bir eser, Hat Yazısı Alan Yerler açısından "Müzelik" veya "Başyapıt" statüsünde değerlendirilebilecek potansiyele sahiptir.
Peki, profesyonel koleksiyonerler ve ekspertiz uzmanları bir eseri incelerken nelere dikkat ederler?
1. Ketebe (İmza) ve Orijinallik: Hat sanatında hattat, eserini tamamladıktan sonra genellikle sol alt köşeye kendi ismini, hocasının ismini veya "Bunu yazan fakir..." gibi tevazu içeren bir ibareyi ekleyerek imzasını atar. Buna ketebe denir. Hat sanatı ekspertiz uzmanları, Macid Ayral'ın kendine has ketebe stilini, harf dönüşlerindeki o karakteristik bilek hareketini çok iyi bilirler. Orijinallik kontrolü, büyüteç (lüp) altında kalemin kağıt üzerinde bıraktığı mürekkep yoğunluğu izlerinin, şakk-ı kalem (kalem ucunun ortasındaki yarık) çizgilerinin incelenmesiyle yapılır. Sahte veya baskı (röprodüksiyon) eserlerde bu üç boyutlu mürekkep dokusu ve doğal akış bulunmaz.
2. İstif ve Kompozisyon Dengesi: Macid Ayral'ın eserlerinde inanılmaz bir matematiksel kurgu vardır. Bir ayet veya hadis, kağıt üzerinde belirli bir geometrik form (daire, oval, armudi veya dikdörtgen) oluşturacak şekilde istiflenir. Harflerin birbirini kesme noktaları, boşlukların (negatif alan) dağılımı, hareke ve tezyinat işaretlerinin ana harfleri boğmadan yerleştirilmesi, ustalık göstergesidir. Hat Yazısı Alan Yerler, istifin zorluk derecesine ve estetik kusursuzluğuna büyük önem verir.
3. Tezyinat (Süsleme) ve Tezhip: Çoğu zaman hattat yazıyı yazar, ancak onu altınla ve boyayla süsleyen kişi müzehhiptir (tezhip sanatçısı). Eski bir hat levhası, etrafındaki döneme ait orijinal tezhibi, ebrusu veya koltuk (yazının yanlarındaki süslü boşluklar) tezyinatı ile bir bütündür. Macid Ayral eserlerinde sıklıkla devrinin usta müzehhiplerinin işçiliğini görmek mümkündür. Orijinal ve el işçiliği tezhip, eserin görkemini ve değerini katlayan en büyük unsurlardandır.
Klasik hat sanatını sıradan bir yazı yazma eyleminden ayıran en temel özelliklerden biri, kullanılan malzemelerin tamamen doğal, organik ve asırlarca dayanacak şekilde özel olarak üretilmiş olmasıdır. Hat Yazısı Alan Yerler, eserin yaşına ve orijinalliğine kanaat getirirken bu malzemelerin dokusunu incelerler.
Aharlı Kağıt (Terbiyeli Kağıt): Hat sanatında kullanılan kağıtlar, ham olarak kullanılmaz. Kağıtlar önce bitkisel boyalarla (çay, ceviz kabuğu, soğan kabuğu vb.) hafifçe renklendirilir. Ardından, nişasta ve şap ile hazırlanan bir sıvı kağıda sürülür. En önemli aşama ise kağıdın yüzeyinin, çürütülmüş yumurta akı (ahar) ile sırlanmasıdır. Ahar kuruduktan sonra mühre adı verilen cam veya akik taşıyla saatlerce parlatılır. Bu işlem, kağıdın gözeneklerini tamamen kapatır. Böylece yazılan mürekkep kağıdın içine emilmez, yüzeyde kalır. Eğer hattat bir harfi yanlış yazarsa, yüzeydeki mürekkebi özel bir tashih bıçağı ile kazıyarak düzeltebilir (bu işleme tashih denir). Macid Ayral, kağıt aharı konusunda çok titiz davranmış, her zaman yazının kayıp gideceği pürüzsüz yüzeyler oluşturmaya özen göstermiştir.
İs Mürekkebi: Günümüzdeki kimyasal mürekkeplerin aksine, klasik hat mürekkebi çıra isinden veya bezir yağı isinden elde edilir. Bu is, arap zamkı, saf su ve bazen de gül suyu eklenerek havanda on binlerce kez dövülür. İşlem ne kadar uzun sürerse, mürekkep o kadar kaliteli ve parlak olur. İs mürekkebinin en büyük özelliği, asit içermediği için kağıdı zamanla çürütmemesi ve yüzyıllar geçse bile solmamasıdır. Eski hat yazısı alanlar, yüzyıllık bir levhaya baktıklarında o siyahın hala ilk günkü gibi kadifemsi ve parlak durduğunu gördüklerinde malzemenin kalitesini anlarlar.
Kamış Kalem ve Makta: Hattatın en önemli enstrümanı, İran'ın Dizful bölgesinden veya çeşitli bataklıklardan toplanan özel kamışlardır. Bu kamışlar yıllarca at gübresi içinde bekletilerek sertleştirilir (terbiye edilir). Celi (büyük) yazılar için ise Java kamışı veya özel ahşaplardan yapılmış kalın kalemler (celi kalem) kullanılır. Kalemin ucu, yazılacak yazının türüne ve büyüklüğüne göre hattat tarafından özel bir kalemtıraşla kesilir. Macid Ayral'ın celi sülüs eserlerindeki o keskin hatlar ve pürüzsüz dönüşler, kalem açmadaki büyük ustalığının bir neticesidir.
Zaman, kağıt ve mürekkep üzerinde her ne kadar organik olsalar da birtakım tahribatlara yol açabilir. Bu nedenle Hat Yazısı Alan Yerler ve koleksiyonerler için eserin 'kondisyonu' hayati bir meseledir. Bir antika hat levhası ekspertiz edilirken şu hususlara dikkat edilir:
Rutubet ve Su Lekeleri: Nem, aharlı kağıdın en büyük düşmanıdır. Su gören kağıdın aharı bozulur ve mürekkep dağılır (kusar).
Güneş Işığı: Geleneksel is mürekkebi solmasa da, tezhiplerde kullanılan bitkisel boyalar ve kağıdın kendi rengi doğrudan ve uzun süreli güneş ışığına maruz kaldığında solabilir veya kağıt kavrulabilir.
Kurt ve Böcek Yenikleri: Eski kağıtlar organik olduğu için kitap kurtları veya gümüş böcekleri tarafından zarar görebilir. Eserdeki ufak delikler buna işarettir.
Yanlış Çerçeveleme (Asitli Paspartu): Eserin etrafına konulan paspartu kartonları asitliyse, zamanla kağıdın kenarlarından merkeze doğru kahverengi bir yanma ve gevrekleşme başlatır. Buna "asit yanığı" denir.
Hatalı Restorasyon: Uzman olmayan kişilerce yapılan müdahaleler, eserin üzerine sürülen vernikler veya kimyasal bantlar eserin değerini sıfırlayabilir.
Hattat Macid Ayral eserleri gibi yüksek değere sahip mirasların korunması için mutlaka asitsiz (acid-free) müze tipi paspartular ve ultraviyole (UV) ışınları filtreleyen özel müzecilik camları ile çerçevelenmesi gerekir. Eserin bulunduğu odanın nem oranı yüzde 45-55, sıcaklığı ise 18-22 derece arasında sabit tutulmalıdır. Elinde Macid Ayral veya benzeri büyük ustalara ait eserler bulunduran kişilerin, eseri elden çıkarmak istediklerinde mutlaka profesyonel ve güvenilir eski hat yazısı alanlar ile çalışmaları, eserin hem doğru değerlendirilmesi hem de ehil ellerde korunarak gelecek nesillere aktarılması açısından çok kritiktir.
Klasik İslam sanatlarında sanatçı, eserinin önüne geçmez; aksine eserinde ilahi güzelliği ve tevazuyu arar. Hattat Macid Ayral hayatı boyunca son derece mütevazı, kibar, çelebi ruhlu ve içine kapanık bir İstanbul beyefendisi olarak tanınmıştır. Onun eserlerinde görülen o kusursuz mizan (denge) ve ihtişam, aslında iç dünyasındaki derin maneviyatın kağıda yansımasıdır.
Hat sanatı, şekli itibarıyla da felsefi anlamlar taşır. Örneğin "Elif" harfi, Allah'ın birliğini, doğruluğu ve dik duruşu temsil ederken; "Vav" harfi insanın anne karnındaki halini, secdeye varmayı ve acziyeti temsil eder. Macid Ayral, eserlerini kurgularken sadece görsel bir estetik aramamış, yazının ihtiva ettiği (içerdiği) manayı, harflerin duruşuyla desteklemiştir. Celalli (kudretli) bir ayet yazarken harfleri daha köşeli, sert ve haşmetli çizerken; merhamet, sevgi ve dua içeren metinlerde harflerin kıvrımlarını daha yumuşak, meyyal (eğimli) ve kuşatıcı bir üslupla kaleme almıştır.
O, yazıyı sadece yazmamış, aynı zamanda yaşamıştır. Yazı masasına (rahlesine) oturmadan önce abdest alması, kamış kalemini açarken bile büyük bir huşu içinde olması, geleneğe duyduğu sarsılmaz saygının göstergeleridir. İşte bu yüzden, bir Macid Ayral eserine baktığınızda sadece siyah mürekkebin beyaz kağıt üzerindeki lekesini görmezsiniz; asırlarca demlenmiş bir inancın, derin bir felsefenin ve gözyaşlarıyla yoğrulmuş bir emeğin dışa vurumunu seyredersiniz. Ruhaniyeti bu kadar yüksek olan eserlerin, günümüz modern koleksiyonerleri ve İslam sanatları tutkunları tarafından baş tacı edilmesi tesadüf değildir.
Bugün Hat Yazısı Alan Yerler tarafından alınan ve satılan, müzayedelerde baş köşeye konulan eski hat levhaları, sadece duvarları süsleyen dekoratif objeler olmanın çok ötesinde anlamlar taşırlar. Bu eserler, bir milletin estetik zevkinin, inanç dünyasının, edebiyatının ve tarihi serüveninin şahitleridir.
Hattat Macid Ayral, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöktüğü, yeni bir devletin kurulduğu, savaşların, yoksullukların ve radikal kültürel değişimlerin yaşandığı bir çağda yaşamıştır. Onun inadı ve sebatı olmasaydı, belki de Kamil Akdik'lerin, Şevki Efendi'lerin, Sami Efendi'lerin ekolü Cumhuriyet nesline hiç ulaşamayacak, arada kopuk bir bağ kalacaktı. Macid Ayral, bedeniyle 20. yüzyılda yaşamış ama kalemiyle, ruhuyla asırların birikimini bir köprü gibi günümüze taşımıştır.
1961 yılında İstanbul'da hayata gözlerini yuman büyük usta Macid Ayral, geride yüzlerce şaheser, paha biçilemez kitabeler ve kendi izinden giden sayısız talebe bırakmıştır. Onun vefatıyla birlikte klasik hat sanatının gökyüzünden çok parlak bir yıldız kaymış olsa da, eserleri dünyanın dört bir yanındaki müzelerde, özel koleksiyonlarda, camilerin kubbelerinde ve kapı kemerlerinde yaşamaya, inananların ve sanatseverlerin gözlerini aydınlatmaya devam etmektedir.
Özellikle tarihi mirasımızın korunması misyonunu üstlenen Hat Yazısı Alan Yerler, eski hat yazısı alanlar ve antika uzmanları, Hattat Macid Ayral eserleri ile her karşılaştıklarında, bir sanat eseriyle değil, adeta o dönemin ruhuyla kucaklaşırlar. Ekspertiz süreçlerinden geçen, özenle restore edilen ve doğru koşullarda muhafaza edilen her bir Macid Ayral levhası, sadece bir koleksiyon parçası değil, aynı zamanda gelecek kuşaklara bırakılacak en kıymetli vasiyetnamelerden biridir.
Sanatın popüler kültür içerisinde hızla tüketildiği, her şeyin dijitalleştiği ve kopyalanabildiği bir çağda, Macid Ayral'ın el emeği, göz nuru ve kalp ferasetiyle ortaya koyduğu bu eşsiz sanat eserleri; sabrın, zarafetin, geleneğin ve inancın en somut ve asil temsilcileri olarak değerini katlayarak artırmaya devam edecektir. Onu ve sanatını anlamak, aslında kendi köklerimizi, medeniyet tasavvurumuzu ve estetik genetiğimizi anlamak demektir. Ruhu şad, kalemi daim, eseri aziz olsun.