Hattat Necmeddin Okyay

Hattat Necmeddin Okyay ile alakalı bilgilere erişebileceğiniz bu web sitesinde sizlere bir çok önemli bilgi sunuldu, hemen okuyabilirsiniz.  

Geleneksel Türk ve İslam sanatları, asırlar boyunca süregelen büyük bir sabır, derin bir manevi disiplin, emsalsiz bir estetik anlayış ve sarsılmaz bir inanç ile nesilden nesile aktarılmış, medeniyetimizin en nadide ve kıymetli incileri olarak günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bu köklü, ihtişamlı ve kutsal kabul edilen sanat dallarının en başında ise hiç şüphesiz ki hüsn-i hat, yani hat sanatı gelmektedir. Arap harflerinin belirli estetik ölçüler, matematiksel dengeler, ilahi bir ahenk, kusursuz altın oranlar ve ruhani bir coşku ile aharlı kağıda, taşa, ahşaba veya deriye nakşedilmesi anlamına gelen bu sanat, Osmanlı İmparatorluğu'nun zirve dönemlerinden günümüz modern dünyasına kadar uzun ve meşakkatli bir tekamül yolculuğu yapmıştır. İşte bu tarihi yolculukta, klasik geleneğin en nadide örneklerini veren, Osmanlı'nın son demlerinden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar sanatın her dalında bir abide gibi dimdik duran ve "Hezarfen" (bin fenli, çok yönlü usta) unvanını sonuna kadar hak eden efsanevi şahsiyet Hattat Necmeddin Okyay olarak karşımıza çıkmaktadır.

Özellikle geleneksel sanata gönül vermiş bilinçli koleksiyonerler, prestijli sanat galerileri, büyük müzayede evleri ve kurumsal Hat Yazısı Alan Yerler için Hattat Necmeddin Okyay eserleri, taşıdıkları yüksek estetik değer, klasik kurallara olan tavizsiz bağlılık, tarihi belge niteliği ve sadece bir hattatın değil, çok yönlü bir sanat dehasının elinden çıkmış olmaları bakımından muazzam bir değere sahiptir. O, sadece harflerin anatomisini en ince ayrıntısına kadar özümsemekle kalmamış; ebrudan ciltçiliğe, gül yetiştiriciliğinden kemankeşliğe kadar elini attığı her alanda zirveye ulaşmış nadide bir Osmanlı beyefendisidir. Bu son derece kapsamlı, akademik derinliğe sahip ve detaylı olarak hazırlanmış devasa makalede, Hattat Necmeddin Okyay hayatı, sanat felsefesi, eserleri, icat ettiği ebru teknikleri, hat sanatındaki tarihi misyonu ve günümüz antika piyasasında onun eserlerinin neden bu denli arandığı tüm teferruatıyla incelenecektir. Amacımız, hem bu büyük sanatkârı tüm yönleriyle tanıtmak hem de eski hat yazısı alanlar için bu eşsiz eserlerin ekspertiz, değerleme, korunma ve el değiştirme süreçlerine derinlemesine bir ışık tutmaktır.

Geleneksel Türk İslam Sanatlarında Hat Geleneği ve Necmeddin Okyay'ın Tarihsel Konumu

Hat sanatı, asırlardır İslam medeniyetinde "cismani aletlerle meydana getirilen ruhani bir hendese (geometri)" olarak tanımlanmıştır. Kuran-ı Kerim'in en güzel, en saygın ve en estetik şekilde yazılması gayesiyle doğan bu ilahi sanat, zamanla sadece kitap sayfalarında hapsolmamış; devasa mimari yapıların en büyük süsleme unsuru, evlerin, ihtişamlı sarayların, manevi tekkelerin ve kütüphanelerin en değerli duvar levhaları haline gelmiştir. Osmanlı hat sanatı tarihi, Amasyalı Şeyh Hamdullah ile başlayan, Hafız Osman ile olgunlaşan, Mustafa Rakım Efendi ile yenilenen ve Şevki Efendi, Sami Efendi gibi dev isimlerle en mükemmel, en sarsılmaz formuna kavuşan muazzam bir estetik tekamül sürecidir.

Bu uzun ve ihtişamlı tarihi silsile içinde Hattat Necmeddin Okyay, on dokuzuncu yüzyılın sonları ile yirminci yüzyılın o karmaşık, siyasi çalkantılarla dolu ama sanatsal açıdan korunması gereken atmosferinde, hat sanatında ve diğer klasik sanatlarda başlı başına bir muhafız, bir sığınak ve bir mükemmeliyet ölçüsü olarak kabul edilir. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışına, harf inkılabına ve modernleşme hareketlerine tanıklık eden bir dönemde, geleneksel İslam sanatları, onun gibi fedakar, azimli ve köklerine bağlı ustaların olağanüstü gayretleriyle unutulmaktan kurtarılmış, yeni nesillere aktarılmıştır. O, bu köklü mirası başarıyla sürdüren, klasik kuralların dışına asla çıkmadan o kurallar içerisindeki gizli cevheri, edebi ruhu ve estetik esnekliği ortaya çıkaran çok kıymetli bir kalem erbabıdır. Onun eserleri, medeniyetimizin o görkemli, vakur ve asil duruşunu aharlı kağıt üzerinde harflerin diliyle anlatan birer tarihi vesikadır. Sanat tarihçileri ve Hat Yazısı Alan Yerler uzmanları için onun kaleminden çıkmış orijinal bir esere sahip olmak, asırlarca demlenmiş devasa bir kültürel mirasa bekçilik yapmak anlamına gelmektedir.

Üsküdar'ın Manevi İkliminde Doğan Bir Güneş: Erken Dönem Hayatı ve Eğitimi

Hattat Necmeddin Okyay kimdir sorusunun cevabı, payitaht İstanbul'un o derin ilim, irfan ve sanat iklimini en yoğun şekilde barındıran semtlerinden biri olan Üsküdar'da filizlenen bir sanat serüvenidir. Gerçek adı Mehmed Necmeddin olan büyük usta, 29 Ocak 1883 tarihinde Üsküdar'ın Toygartepesi semtinde dünyaya gelmiştir. Babası, Üsküdar Mahkemesi Başkatibi ve aynı zamanda Yeni Valide Camii imam-hatiplerinden olan Mehmed Abdünnebi Efendi, annesi ise Binnaz Hanım'dır. Ailesinin ve doğup büyüdüğü çevrenin ilim, tasavvuf ve sanatla iç içe olması, genç Necmeddin'in daha çocukluk yıllarında mürekkep kokusuyla, aharlı kağıtlarla, klasik edeple ve tasavvufi ahlakla tanışmasını sağlamıştır.

İlk tahsiline Üsküdar'da başlayan Necmeddin Efendi, içindeki öğrenme aşkı ve maneviyatla Kuran-ı Kerim'i ezberleyerek küçük yaşlarda hafızlık mertebesine ulaşmıştır. Hafızlık, onun Arap harfleriyle, kelimelerin ritmiyle ve kutsal metinlerin ruhani boyutuyla kurduğu ilk ve en derin bağdır. Dönemin eğitim sistemi gereği medrese tahsiline devam etmiş, dini ilimlerde derinleşmiş ve babasının vefatından sonra onun yerine geçerek Üsküdar Yeni Valide Camii'nde imam-hatiplik görevini üstlenmiştir. Ancak onun ruhunu asıl doyuran şey, sadece ilmi kitaplar değil, o kitapları süsleyen, o kelimeleri ölümsüzleştiren sanat dalları olmuştur. İstanbul, o yıllarda asırlık camileri, medreseleri, kütüphaneleri ve devrin en büyük sanatkârlarını barındırmasıyla adeta devasa bir açık hava müzesi ve mektebi konumundaydı. Genç Necmeddin, bu manevi ve sanatsal deryanın içine büyük bir heyecan, edep ve mutlak bir teslimiyetle dalmış, hat sanatının o çileli ama sonu aydınlık olan yoluna baş koymuştur.

Hat Sanatında Meşk Geleneği ve Dev Ustaların Rahlesinde Geçen Yıllar

Klasik Türk İslam sanatlarında bilgi, tecrübe ve estetik zevk, modern okullardaki gibi sadece teorik olarak okunarak veya ezberlenerek öğrenilmez. "Meşk" adı verilen, ustanın bizzat talebesinin yanına oturup, eline kamış kalemi alarak harfi nasıl çizeceğini yaşayarak gösterdiği, usta-çırak ilişkisine dayanan çok özel, son derece meşakkatli ve manevi bir eğitim sistemi mevcuttur. Hattat Necmeddin Okyay, hayatı boyunca bu meşk sisteminin en sadık, en disiplinli öğrencilerinden biri olmuş ve devrinin en kudretli kalem sahiplerinin önünde büyük bir tevazu ile diz çökmüştür.

Hat sanatındaki ilk ciddi eğitimine, devrin önemli isimlerinden Hasan Talat Bey'den rik'a, divani ve celi divani yazılarını meşk ederek başlamıştır. Ancak onu asıl zirveye taşıyacak olan yolculuk, dönemin en büyük ustalarıyla tanışmasıyla hız kazanmıştır. Sülüs ve nesih yazılarının inceliklerini, kurallarını ve harflerin anatomisini, "Bakkal" lakabıyla bilinen meşhur hattat Arif Efendi'den öğrenmiş ve ondan icazet (diploma) almıştır.

Bununla yetinmeyen Necmeddin Efendi, hat sanatının Osmanlı'daki en büyük otoritelerinden biri olan, Ta'lik ve Celi Ta'lik yazının kutbu kabul edilen Sami Efendi'nin rahle-i tedrisine (eğitim halkasına) girmiştir. Sami Efendi, son derece titiz, kurallara sıkı sıkıya bağlı ve mükemmeliyetçi bir ustaydı. Necmeddin Okyay, yıllar boyunca Sami Efendi'nin gözetiminde Ta'lik yazının o asılı duran, kavisli, zarif ve edebi kurallarını büyük bir sabırla meşk etmiş, hocasının engin tecrübelerinden faydalanarak bu alanda da icazet almayı başarmıştır. Günümüzde kurumsal Hat Yazısı Alan Yerler tarafından ekspertizi yapılan Hattat Necmeddin Okyay eserleri, işte bu Sami Efendi ekolünün, o sarsılmaz disiplinin ve klasik Osmanlı silsilesinin en kusursuz yansımalarıdır.

Hezarfen Ne Demektir? Necmeddin Okyay'ın Çok Yönlü Sanatçı Kimliği

İslam sanatları tarihinde bazı isimler vardır ki, yetenekleri tek bir sanat dalıyla sınırlı kalmamış, el attıkları her alanda zirveye çıkmayı başarmışlardır. Bu tür eşsiz dehalara Osmanlı kültüründe "Hezarfen" (bin fen sahibi, elinden bin bir çeşit iş gelen çok yönlü usta) denilmektedir. Necmeddin Okyay, yirminci yüzyılda bu unvanı taşıyan nadir ve en hakiki şahsiyetlerden biridir. Onu sadece bir "hattat" olarak tanımlamak, onun muazzam sanat ufkunu daraltmak anlamına gelir. O; usta bir hattat, dahi bir ebru sanatçısı, mahir bir mücellit (cilt ustası), kusursuz bir ahar ustası, kemankeş (okçu) ve hatta yüzlerce çeşit gül yetiştiren bir botanik uzmanıdır.

Bir antika koleksiyoncusu veya hat sanatı ekspertiz uzmanı onun eserini incelerken, sadece harflerin güzelliğine değil, eserin yazıldığı aharlı kağıdın kalitesine, eserin etrafını süsleyen ebru kağıdının tekniğine ve eserin ciltlenmişse cildinin işçiliğine de hayranlıkla bakar; zira bunların hepsi bizzat Necmeddin Okyay'ın kendi ellerinden, kendi atölyesinden çıkmıştır. Kendi kağıdını kendi boyayan, aharını kendi vuran, mühresini kendi çeken, ebrusunu kendi yapan ve en sonunda o eşsiz hatları kendi kalemiyle yazan bir sanatkardan bahsediyoruz. Bu entegre ve bütüncül sanat anlayışı, antika hat alan firmalar ve koleksiyonerler için onun eserlerini dünyada eşi benzeri bulunmayan, paha biçilmez bütünsel şaheserler haline getirmektedir.

Hat Sanatındaki Estetik Duruşu: Ta'lik ve Celi Ta'lik Yazıdaki Ustalığı

Hat sanatı kendi içinde "Aklâm-ı Sitte" (Altı Kalem) adı verilen klasik yazı türlerine ve zamanla gelişen Ta'lik, Divani gibi diğer formlara ayrılır. Hattat Necmeddin Okyay, sülüs ve nesih yazılarda da icazet sahibi ve çok yetkin bir isim olmasına rağmen, sanat tarihindeki asıl ağırlığını ve tartışmasız ustalığını "Ta'lik" (Talik) ve "Celi Ta'lik" yazıda ortaya koymuştur.

Ta'lik kelimesi Arapça kökenlidir ve "asılı, asılmış, askıda duran" manasını taşır. İran kökenli bir yazı türü olan Ta'lik, Osmanlı hattatlarının elinde tamamen revize edilmiş, o kuralsız yapısından kurtarılarak kusursuz bir mimari dengeye, matematiksel bir ölçüye kavuşturulmuştur. Ta'lik yazıda, sülüs yazıda bolca gördüğümüz harekelere ve tezyini (süsleyici) işaretlere yer verilmez. Harfler tamamen kendi başlarına, çıplak, hüzünlü ve asil bir şekilde dururlar. Yazı, sağ üst köşeden sol alt köşeye doğru hafif meyilli bir şekilde, adeta görünmez bir ipe asılmış gibi akar.

Necmeddin Okyay, hocası Sami Efendi'den aldığı o güçlü ekolü büyük bir liyakatle sürdürmüş, Ta'lik yazının bu hüzünlü, edebi ve son derece zarif yapısını o kadar mükemmel bir şekilde aharlı kağıda nakşetmiştir ki, harflerin kavislerindeki o pürüzsüzlük, harf bağlantılarındaki (terkib) o kusursuz akış izleyenleri adeta büyülemektedir. Celi Ta'lik (uzaktan okunabilecek kadar büyük yazılan Ta'lik) yazıda, harflerin kalınlık (şakk-ı kalem) ve incelik (zülfe) noktaları arasındaki geçişler öylesine ustacadır ki, büyük kamış kalem kağıt üzerinde hiç duraksamadan, hiç titremeden tek bir nefeste akıp gitmiş hissi verir. Özellikle cami kitabelerinde, mezar taşlarında ve büyük boy duvar levhalarında onun Celi Ta'lik ustalığı tartışmasız bir zirvedir. Müzayedelerde veya eski hat yazısı alanlar nezdinde, bir Ta'lik levhanın uzaktan silüetine bakıldığında o eserin Necmeddin Okyay ekolünden olup olmadığı bu kusursuz akışkanlıktan ve harflerin o tok, hatasız duruşundan anında anlaşılabilmektedir.

Ebru Sanatında Bir Dünya Devrimi: "Necmeddin Ebrusu" ve Çiçekli Ebrular

Ebru sanatı, kitre ile yoğunlaştırılmış su üzerine toprak boyaların atılması ve yüzeyde oluşan desenlerin kağıda aktarılması işlemidir. Asırlar boyunca ebru sanatı, "battal ebru", "taraklı ebru" veya "hatip ebrusu" gibi soyut, dalgalı ve geometrik desenlerden ibaretti. Hat levhalarının iç ve dış pervazlarında, kitap ciltlerinin kapaklarında ve iç yan kağıtlarında dekoratif bir unsur olarak kullanılırdı. Ancak bu geleneksel seyir, Necmeddin Okyay'ın bitmek tükenmek bilmeyen araştırmacı ruhu ve deneysel sanat anlayışıyla tamamen yön değiştirmiştir.

Hattat Necmeddin Okyay, ebru teknesi üzerinde daha önce hiç yapılmamış bir şeyi başarmış; suyun o hareketli, kontrol edilmesi imkansız gibi görünen yüzeyine, gerçeğe birebir benzeyen, botanik özelliklerini taşıyan somut çiçekler resmetmeyi icat etmiştir. Lale, karanfil, sümbül, gül, fulya ve papatya gibi çiçekleri, su üzerinde bız (ebru iğnesi) yardımıyla adeta bir nakkaş gibi işleyerek ebru sanatında bir devrim yaratmıştır. Onun bu muazzam buluşu, sanat tarihinde "Necmeddin Ebrusu" veya "Çiçekli Ebru" olarak adlandırılarak literatüre geçmiştir.

Bu buluşun antika ve sanat dünyasındaki önemi kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyüktür. Önceleri sadece bir "süsleme" veya "fon" sanatı olarak görülen ebru, Necmeddin Ebrusu sayesinde başlı başına çerçevelenip duvara asılacak, kendi başına bir mesaj verecek müstakil bir "tablo" hüviyeti kazanmıştır. Günümüzde Hat Yazısı Alan Yerler ve prestijli sanat galerileri, sadece onun hat levhalarını değil, kendi icadı olan orijinal "Necmeddin Ebrusu" kağıtlarını da muazzam bir ilgiyle aramakta ve büyük değerler biçmektedirler. Zira su üzerinde lalenin o incecik yaprağını veya karanfilin tırtıklı kenarlarını oluşturmak, suyun akışkan doğasına hükmedebilen devasa bir ustalık ve kimya bilgisi gerektirmektedir. Orijinal bir Necmeddin ebrusu, hat sanatı koleksiyonu yapan her seçkin koleksiyonerin hayallerini süsleyen yegane eserlerden biridir.

Kitap Sanatlarının Görünmez Kahramanı: Mücellitlik (Cilt Sanatı) ve Aharlı Kağıt Üretimi

Bir eserin tam anlamıyla Osmanlı sanat ruhunu yansıtabilmesi için, yazısı kadar onu taşıyan kağıdın ve onu muhafaza eden cildin de aynı ustalıkla hazırlanmış olması gerekir. Necmeddin Okyay, kağıt terbiyesi (ahar) ve kitap ciltleme (mücellitlik) konularında da devrinin en büyük ustalarından biriydi.

Aharlı Kağıt Üretimindeki Hassasiyeti: Klasik hat sanatında asitli, fabrikasyon ham kağıtlar asla kullanılmaz. Necmeddin Efendi, yazacağı kağıtları önce çay veya soğan kabuğu gibi bitkisel doğal boyalarla boyar, kağıdın gözü yormayan o tatlı krem (nohudi) rengini almasını sağlardı. En önemli ve meşakkatli aşama ise "ahar" adı verilen işlemdi. Aylarca çürütülmüş yumurta akı ve şap karışımını kağıda süngerle defalarca sürer, kuruyan kağıdı "mühre" adı verilen akik taşıyla saatlerce tahta üzerinde ezerek parlatırdı. Onun hazırladığı aharlı kağıtlar öylesine kaliteli, pürüzsüz ve sağlamdı ki, hattatlar bu kağıtlar üzerine yazdıklarında kalem adeta yağ gibi kayar, hata yapıldığında ise tashih bıçağıyla kağıt hiç zedelenmeden mürekkep kolayca kazınabilirdi. Bugün antika uzmanları, bir eserin kağıdının ahar kalitesine bakarak eserin yaşını ve kimin atölyesinden çıkmış olabileceğini büyük ölçüde tahmin edebilmektedirler.

Mücellitlik (Cilt Sanatı): Dönemin önemli kitaplarını, murakkalarını ve Kur'an-ı Kerim'lerini klasik şemse motifli, deri kaplamalı, altın ezmeli ciltlerle muhafaza altına alan Necmeddin Okyay, cilt sanatının inceliklerini de eserlerinde konuşturmuştur. Onun ciltlediği bir murakka (katlanabilir hat albümü), sadece içindeki yazılarla değil, kapağındaki o muazzam deri işçiliği, şemse, salbek ve köşebent tasarımlarıyla da eski hat yazısı alanlar için başlı başına bir antika şaheseridir.

İlginç ve Asil Hobilerin Ustası: Kemankeşlik (Okçuluk) ve Gül Yetiştiriciliği

Onun "Hezarfen" unvanını pekiştiren ve karakterinin derinliğini gösteren diğer yönleri ise geleneksel Türk okçuluğuna (Kemankeşlik) ve gül yetiştiriciliğine olan büyük merakıdır. Okmeydanı'ndaki Okçular Tekkesi'nin son mensuplarından, son şeyhlerinden biridir. Ok yapımı, yay gerimi ve atıcılık konusunda derin bir bilgiye sahipti. Kemankeşlik, Osmanlı'da sadece bir spor değil, tasavvufi bir ritüel, bedeni ve ruhu terbiye eden bir disiplindi. Yayı germek ve oku hedefe fırlatmak, tıpkı kamış kalemi tutup aharlı kağıda harfi nakşetmek gibi büyük bir odaklanma ve manevi denge gerektirirdi.

Diğer taraftan, Üsküdar'daki evinin bahçesinde dört yüze yakın farklı gül çeşidi yetiştirecek kadar ileri düzeyde bir botanik ve ziraat sevdalısıydı. Gül, İslam tasavvufunda Hz. Muhammed'in (s.a.v) sembolü kabul edilir. Onun yetiştirdiği bu güller, aslında ebru teknesinde resmettiği o eşsiz "Necmeddin ebrusu" güllerinin de ilham kaynağıydı. Doğayı bu kadar yakından inceleyen, çiçeğin anatomisini bu denli iyi bilen bir sanatçının, su üzerinde o çiçekleri böylesine gerçekçi çizebilmesi elbette tesadüf değildir. Bu durum, sanatçının eserlerine sadece estetik değil, aynı zamanda organik ve çok derin bir manevi hikaye katmaktadır.

Akademik Kariyeri ve Medresetü'l-Hattatin'den Güzel Sanatlar Akademisine Eğitmenliği

Necmeddin Okyay'ın sanat hayatındaki en büyük hizmetlerinden biri de, sadece eşsiz eserler üretmekle kalmayıp, ömrünün çok büyük bir bölümünü talebe yetiştirmeye, bu kutsal silsilenin kopmamasına ve gelecek nesillere aktarılmasına adamış olmasıdır. Yirminci yüzyılın başlarında, hat sanatının usta-çırak ilişkisinin kurumsal bir çatı altında toplanması amacıyla açılan "Medresetü'l-Hattatin" (Hattatlar Okulu), Osmanlı hat sanatının son büyük kalesiydi.

O, bu prestijli kurumda ebru ve ahar hocalığı yapmış, Cumhuriyet'in ilanından ve Harf İnkılabı'ndan sonra bu okulun "Şark Tezyini Sanatlar Mektebi" ve daha sonra "Devlet Güzel Sanatlar Akademisi" (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) bünyesine katılmasıyla burada uzun yıllar hocalık görevini sürdürmüştür. Öğrencilerine sadece hat yazmayı veya ebru yapmayı değil; sanatın edebini, malzemenin kimyasını ve Osmanlı kültürünün o ince zarafetini aktarmıştır. Bugün hat ve ebru sanatında söz sahibi olan merhum Prof. Dr. Uğur Derman, merhum Hattat Ali Alparslan ve Mustafa Düzgünman gibi dev isimler onun rahle-i tedrisinden geçmiş, ondan el almış kıymetli talebeleridir. Bu icazet silsilesi, Hat Yazısı Alan Yerler ve müzayedeciler için bir eserin belge değerini okumak adına en önemli referans kaynağıdır. Necmeddin Okyay'ın silsilesi, Osmanlı'nın son kudretli kalemlerinden doğrudan modern çağın ustalarına uzanan en sağlam, en güvenilir köprüdür.

Hat Yazısı Alan Yerler İçin Necmeddin Okyay Eserlerinin Ekspertiz ve Koleksiyon Değeri

Günümüzde geleneksel sanatlarımıza, tarihi mirasımıza ve Osmanlı medeniyetinin estetik şifrelerine olan kültürel ilginin büyük bir ivmeyle yeniden canlanması, hat sanatını sadece müzelerin tozlu raflarında sergilenen cansız objeler olmaktan çıkarmıştır. Bu ölümsüz eserler artık çağdaş yaşam alanlarını, prestijli holding binalarını, büyük vakıfları ve özel malikaneleri süsleyen, aynı zamanda çok güçlü, sarsılmaz ve güvenilir bir yatırım değeri taşıyan antika başyapıtlar haline gelmiştir. Bu bağlamda, profesyonel sanat galerileri, büyük müzayede evleri ve kurumsal Hat Yazısı Alan Yerler, portföylerine kaliteli, orijinal, silsilesi sağlam ve kondisyonu yüksek eserleri katmak için büyük bir kültürel rekabet içindedirler.

Hezarfen Necmeddin Okyay eserleri, ulusal ve uluslararası koleksiyon dünyasında eşsiz, aranılır ve son derece kıymetli kabul edilir. Bunun antika piyasası açısından birkaç temel sebebi vardır:

  1. Hezarfen Kimliği: Eserin sadece yazısı değil; kağıdının aharı, pervazındaki ebrusu ve eğer bir albümse cildinin dahi aynı usta tarafından yapılmış olması, dünyada çok nadir rastlanan bir durumdur. Bu bütüncüllük eserin maddi ve manevi değerini katlayarak artırır.

  2. Tarihi Belge Niteliği: Onun eserleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun son demleri ile Cumhuriyet'in kuruluş yılları arasındaki o muazzam geçiş döneminin kültürel sürekliliğini taşır. Her bir levha, sadece estetik bir obje değil, bir dönemin sosyolojik hafızasıdır.

  3. Üretim Sürecindeki Meşakkat ve Nadirlik: Bir Celi Ta'lik levhanın yazılması veya çiçekli bir Necmeddin ebrusunun çıkarılması büyük bir emeğin ve spesifik bir kimyasal dengenin ürünüdür. Bu eserler fabrikasyon değildir; her biri tek, benzersiz ve biriciktir. Ustası 1976 yılında vefat ettiği için de arzı sabittir, bir daha yenisi üretilemez, ancak hat sanatı koleksiyonu yapanların sayısı arttıkça talep sürekli yükselmektedir. Bu durum, eski hat yazısı alanlar için eserin ticari ve sanatsal değerini her geçen gün zirveye taşımaktadır.

Orijinallik Tespiti: Bir Necmeddin Okyay Eseri Nasıl Anlaşılır?

Sanat ve antika piyasasında, değerli tarihi eserlerin kıymeti çok yüksek olduğu için zaman zaman taklit, kopyalama veya yüksek teknolojili röprodüksiyon (gelişmiş baskı) eserlerle karşılaşmak ihtimal dahilindedir. Bu kritik noktada hat sanatı ekspertiz süreçleri ve alanında uzmanlaşmış kurumsal firmaların akademik tecrübesi devreye girmektedir. Bir levhanın gerçekten Necmeddin Okyay'ın elinden çıkıp çıkmadığını kesin olarak tespit etmek, kapsamlı bir teknik ve görsel uzmanlık gerektirir.

Profesyonel ekspertiz ve antika değerleme süreci şu temel aşamalardan oluşur:

1. Ketebenin (İmzanın) Kriptolojik ve Karakteristik Analizi: Hat sanatında hattat, eserini bitirdikten sonra genellikle sol veya sağ alt köşeye tevazu ile imzasını atar. Buna "ketebe" denir. Necmeddin Okyay'ın ketebesindeki harf dönüşleri, o kendine has bilek hareketi, mürekkebin akış hızı ve şahsi Ta'lik üslubu, yıllarını bu işe vermiş ekspertiz uzmanları tarafından tıpkı bir parmak izi gibi anında tanınır. Sahtekarlar yazının ana gövdesini milimetrik taklit etseler bile, ketebedeki o rahat, korkusuz ve doğal akışı asla kopyalayamazlar.

2. Mürekkebin ve Ebru Boyalarının Mikroskobik İncelenmesi: Orijinal bir Osmanlı el yazması eser, büyüteç (lüp) veya özel mikroskop altında incelendiğinde kağıt üzerinde üç boyutlu bir fiziki doku sunar. İs mürekkebinin (bezir yağı isinden elde edilen organik mürekkep) harfin başlangıç noktasında yoğunlaşması ve bitişe (zülfeye) doğru yavaşça azalarak incelmesi orijinal eserin fiziki kanıtıdır. Harflerin kenarlarındaki doğal, "şakk-ı kalem" denilen kalemin uç yarığının kağıtta açtığı minik yol hemen kendini ele verir. Aynı şekilde ebrularda kullanılan toprak boyaların (oksit boyaların) kağıt üzerindeki dağılımı, kitre kalıntıları ve boya pigmentlerinin dokusu mikroskop altında sentetik matbaa baskılarından anında ayırt edilir.

3. Üslup, İstif ve Malzeme Uyumunun Doğrulanması: Onun Ta'lik yazılarındaki harf kalınlık oranları, kelimelerin birbiriyle olan altın oranlı, boşluksuz, asılı ilişkisi o kadar şahsına münhasırdır ki, yetenekli taklitçiler harfleri doğru çizseler bile o genel mimari ruhu ve edebi sükuneti asla yakalayamazlar. Ayrıca hat sanatı ekspertiz işleminde kullanılan aharlı kağıdın dokusu, mühre (parlatma) izleri ve murakka yapıştırma teknikleri, eserin yazıldığı dönemle ve ustanın bilinen malzeme kalitesiyle birebir örtüşmek zorundadır.

Eski Hat Levhalarının ve Ebruların Korunması, Restorasyonu

Asırlık geleneksel ve tamamen organik malzemelerle üretilmiş olsalar da, aharlı kağıt, kitreli ebru kağıtları ve is mürekkebi yapıları gereği yanlış saklama koşullarına, fiziksel dış etkenlere ve zamanın yıpratıcı gücüne karşı oldukça hassastır. Eski hat yazısı alanlar veya koleksiyonunda böylesine değerli bir antika hat levhası bulunduran sanatseverler, bu eşsiz eserlerin korunması, ömrünün uzatılması ve geleceğe taşınması hususunda çok titiz, profesyonel davranmalıdır.

Asit Yanığı Riski ve Bilinçli Çerçeveleme Seçimi: Tarihi eserler kesinlikle sıradan çerçevecilerde satılan ucuz asitli fabrikasyon paspartularla veya kimyasal seloteyp bantlarla çerçevelenmemelidir. Asitli, ahşap hamurlu kartonlar, zamanla eserin hava almasını engeller ve kağıdın kenarlarından merkeze doğru kahverengi lekeler oluşturur. "Asit yanığı" denilen bu durum kağıdı parçalar. Çerçevelemede mutlaka yüzde yüz saf pamuktan üretilmiş, pH derecesi nötr, asitsiz (acid-free) müze tipi özel paspartular ve suyla geri çözülebilen doğal yapıştırıcılı kağıt bantlar kullanılmalıdır. Eser çerçevenin camına doğrudan temas etmemeli, hava alması için derinlik çıtası konulmalıdır.

Işık (UV) ve İklimlendirme (Isı ve Nem) Kontrolü: Eser, hiçbir koşulda doğrudan yakıcı güneş ışığı alan duvarlara, kalorifer peteklerinin üstüne asılmamalıdır. Ultraviyole (UV) ışınları, özellikle ebru yapımında kullanılan doğal toprak boyaların ve tezhipteki bitkisel renklerin solmasına yol açabilir. Çerçeve camı olarak yansımayı önleyen, ışığı kıran, UV korumalı (%99 filtreleyen) özel müzecilik camları tercih edilmelidir. Ortamın nem seviyesi ideal olarak yüzde 45 ile 55 bandında, sıcaklığı ise 18 ile 22 derece arasında sürekli sabit tutulmaya çalışılmalıdır. Aşırı nem kağıtta mikroskobik mantar (foxing) oluşmasına neden olurken, aşırı kuruluk kağıdın kırılarak dökülmesine yol açar. Profesyonel restorasyon işlemleri ise yalnızca akademik eğitim almış kağıt konservatörleri tarafından mikroskop altında yapılmalıdır.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Uzanan Bir Kültür Köprüsü ve Ölümsüz Miras

Yüzyıllar öncesinin o derin, ilim, irfan dolu ve estetik odaklı Osmanlı medeniyet ikliminde yetişmiş olan, Üsküdar'ın manevi tepelerinden Cumhuriyet'in modern güzel sanatlar akademisine uzanan Hattat Necmeddin Okyay, sadece bir sanatkar değil, devasa bir medeniyetin canlı hafızasıdır. O, elindeki kamış kalemle aharlı kağıtları karalamakla, ebru teknesinde sulara çiçek açtırmakla, deri ciltlere altın vurmakla ve yay gerip ok atmakla, aslında koca bir medeniyetin inceliğini, asaletini ve zarafetini nakış nakış tarihe kazımış ölümsüz bir ustadır. O, o fırtınalı geçiş döneminde klasik sanatların yok olmasına izin vermeyerek, "Hezarfen" kimliğiyle asırları aşan şaheserler bırakmayı ve bu mirası yeni nesillere aktarmayı başarmış çok müstesna, yiğit ve bilge bir şahsiyettir. 5 Ocak 1976 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yuman usta, Karacaahmet Mezarlığı'nda ebedi istirahatgahına çekilmiş, ardında nefes alan, yaşayan koca bir sanat ekolü bırakmıştır.

Bugün üst düzey devlet müzelerinde, prestijli özel sanat galerilerinde, büyük uluslararası müzayedelerde ve antika ekspertizi yapan antika hat alan firmalar ile Hat Yazısı Alan Yerler bünyesinde büyük bir ihtimam, saygı ve sevgiyle korunan, yüksek maddi ve manevi değer biçilen Hezarfen Necmeddin Okyay eserleri, sadece kağıt, ahar, su, toprak boya ve siyah mürekkepten oluşan basit fiziksel nesnelerden çok daha öte, devasa ve ulvi manalar taşımaktadır. Onlar, bizim köklü medeniyet tasavvurumuzun, emsalsiz estetik zarafetimizin, dünya görüşümüzün, sabrımızın ve sarsılmaz inancımızın elle tutulur, gözle görülür en somut, en muazzam ve en asil şahitleridir. Böylesine eşsiz sanat eserlerinin ve asırlık tarihi levhaların gerçek kıymetini bilmek, onların barındırdığı o derin ruhaniyeti anlamak, sahip oldukları devasa değere yakışır en doğru müze koşullarında muhafaza ederek gelecek kuşaklara birer medeniyet vesikası, birer kimlik belgesi ve birer şaheser olarak miras bırakmak, bu topraklarda yaşayan ve geçmişiyle bağını koparmak istemeyen herkesin en onurlu kültürel sorumluluğudur. Ruhu şad, o eşsiz Hezarfen eserleri ve kalemi her daim aziz olsun.

İlginizi Çekebilecek Diğer Bloglar
  • Hattat Hace Musa Topbaş
    Hattat Hâce Mûsâ Topbaş ve Türk Hat Sanatının İnceliklerine yer verdiğimiz bu içeriği yakından incele ve antika bilgileri için bize ulaşın.
  • Hattat Kamil Akdik
    Antika alım merkezimizin içeriğinden Hattat Kâmil Akdik Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Reisü'l-Hattatin Unvanının Tarihi Mirası hakkında bilgilere hemen ulaşabilirsiniz.
  • Ressam Erol Akyavaş
    Tablo alan firmamızın web sitesinde Erol Akyavaş: Türk Modern Sanatının Derinlikli ve Mistik Ustası ile ilgili bu içerik sizin için hazırlandı hemen inceleyebilirsiniz.
Whatsapp
Instagram