Hattat Şefik Bursalı

Antika alım merkezimizde Hattat Şefik Bursalı sizler için bu içeriği hazırladık ve hattat hakkında bir çok bilgiye bu içerik ile ulaşabilirsiniz. 

Geleneksel Türk-İslam sanatları ile Batı resim sanatının modern dinamiklerini aynı bünyede eritmeyi başarmış, hem bir fırça ustası hem de kamış kalemin sarsılmaz bir neferi olan Şefik Bursalı, kültür tarihimizin en nev-i şahsına münhasır isimlerinden biridir. Sanat tarihi genellikle sanatçıları belirli disiplinler içerisine hapsetme eğilimindedir; hattatlar sadece yazıyla, ressamlar ise sadece tuvalle anılırlar. Ancak Şefik Bursalı, bu keskin sınırları ortadan kaldıran, akademide aldığı modern Batı tarzı resim eğitimini, geleneksel usta-çırak ilişkisiyle yoğrulan hat sanatının o deruni ve manevi disipliniyle taçlandıran nadide bir şahsiyettir. O, sadece doğanın ışığını ve renklerini tuvale yansıtan bir izlenimci (empresyonist) değil, aynı zamanda harflerin anatomik kusursuzluğunu ve istif dengesini ruhunda hisseden icazetli bir hattattır.

Bugün, kültürel mirasımızın korunması, geçmişin estetik hafızasını taşıyan paha biçilmez levhaların ve tabloların gelecek nesillere asaletle aktarılması misyonunu üstlenen Hat Yazısı Alan Yerler ve profesyonel sanat galerileri için, Şefik Bursalı gibi çift yönlü (zü'l-cenahayn) ustaların eserleri muazzam bir ehemmiyet taşımaktadır. Klasik Osmanlı hat levhalarının ağırlığı ile Cumhuriyet döneminin aydınlık vizyonunu bir araya getiren bu eserler, antika ve sanat dünyasının en çok saygı duyduğu nadide parçalar arasındadır. Elinizde bulunan aile yadigarı bir eserin sanatsal derinliğini, tarihsel arka planını ve gerçek sanatsal değerini kavrayabilmek, ancak o eseri vücuda getiren ustanın hayat kronolojisini, hocalarını, beslendiği kaynakları ve sanat felsefesini derinlemesine bilmekle mümkündür.

Türk Sanat Tarihinin Çok Yönlü Çınarı: Şefik Bursalı

Şefik Bursalı, sanatı salt bir meslek veya teknik bir uğraş olarak değil, bir varoluş biçimi olarak benimsemiş bir Cumhuriyet aydınıdır. Onun sanatındaki en belirgin özellik, mekan ruhunu (genius loci) yakalama konusundaki eşsiz yeteneğidir. İster Bursa'nın yeşil dokusunu resmetsin, ister Konya'nın uçsuz bucaksız bozkırlarını fırçasına taşısın, isterse aharlı bir kağıt üzerine is mürekkebiyle celi sülüs bir ayet yazsın; eserlerinin tümünde değişmeyen tek bir unsur vardır: Samimiyet ve derin bir estetik nizam. Şefik Bursalı eserleri, izleyicisine bağırmaz; sessiz, vakur ama bir o kadar da sarsıcı bir güzellik sunar. Onun hem bir ressam hem de bir hattat olması, Türk sanat tarihinde kökleri maziye uzanan ama dalları geleceğe uzanan muazzam bir köprü işlevi görmesini sağlamıştır.

Doğumu, Çocukluk Yılları ve Bursa’nın Sanatına Etkisi

Şefik Bursalı, Osmanlı İmparatorluğu'nun eski başkenti, ulu camileri, tarihi türbeleri, yeşilin her tonunu barındıran doğası ve mistik atmosferiyle ünlü Bursa'da, 1903 (Hicri 1321) yılında dünyaya gelmiştir. Bir sanatçının doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği coğrafya, onun görsel hafızasını ve estetik algısını geri dönülmez bir biçimde şekillendirir. Bursa, Şefik Bursalı için sadece bir doğum yeri değil, aynı zamanda onun sanatının ana rahmidir.

Bursa'nın her sokağında karşısına çıkan Selçuklu ve erken dönem Osmanlı mimarisinin o vakur duruşu, ulu çınarların gölgeleri, cami duvarlarını süsleyen devasa hat levhalarının ihtişamı, onun körpe zihnine çok erken yaşlarda nakşolmuştur. Özellikle Bursa Ulu Cami'nin içini bir hüsn-i hat müzesi gibi süsleyen büyük üstatların levhaları, çocuk Şefik'in harflerin o gizemli ve orantılı dünyasına ilk hayranlığını uyandırmıştır. Bursa'da tamamladığı ilk ve orta öğrenimi sırasında sanata, çizgiye ve renklere olan büyük yatkınlığı öğretmenleri tarafından fark edilmiş ve bu yetenek onu dönemin en prestijli sanat merkezine, yani İstanbul'a yönlendirmiştir. O, ömrü boyunca Bursa'ya olan vefa borcunu tablolarında bu kadim şehri sayısız kez resmederek ödemiş ve soyadı kanunuyla birlikte doğduğu bu şehrin adını ömür boyu taşımaktan gurur duymuştur.

Sanayi-i Nefise Mektebi ve İbrahim Çallı Atölyesindeki Eğitimi

Bursa'daki eğitiminin ardından içindeki önlenemez sanat ateşiyle 1921 yılında İstanbul'un yolunu tutan Şefik Bursalı, dönemin tek ve en önemli sanat akademisi olan Sanayi-i Nefise Mektebi'ne (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Resim Şubesi öğrencisi olarak kaydolmuştur. Bu okul, Batılı anlamda sanat eğitiminin verildiği, Osman Hamdi Bey tarafından kurulan ve Türk sanatının kalbinin attığı yerdi.

Akademi yılları, Şefik Bursalı'nın ham yeteneğinin usta ellerde yontularak gerçek bir pırlantaya dönüştüğü dönemdir. Burada, Türk resim tarihine "1914 Kuşağı" veya "Çallı Kuşağı" olarak geçen dev isimlerin tedrisatından geçmiştir. İbrahim Çallı'nın atölyesinde renklerin özgürlüğünü ve fırçanın dinamizmini öğrenirken, Hikmet Onat, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij ve Feyhaman Duran gibi büyük ustaların da öğrencisi olma şerefine nail olmuştur. Özellikle İbrahim Çallı'nın doğayı olduğu gibi kopyalamak yerine ondaki ışığı, duyguyu ve anlık değişimi yakalamaya odaklanan izlenimci (empresyonist) yaklaşımı, Bursalı'nın sanat felsefesinin temelini oluşturmuştur.

Daha henüz öğrenciyken bile hocalarının kurduğu Türk Ressamlar Birliği'nin sergilerine özel olarak davet edilmesi ve eserlerinin sergilenmesi, onun ne denli üstün bir yeteneğe sahip olduğunun en açık göstergesidir. Akademideki eğitimini üstün bir başarıyla, birincilikle tamamlayarak mezun olan Şefik Bursalı, sadece parlak bir ressam değil, aynı zamanda sanatın teorik ve felsefi altyapısına da son derece hakim genç bir aydın olarak akademiden ayrılmıştır.

Ressamlıktan Hattatlığa: Necmeddin Okyay ve Hat Meşki

Şefik Bursalı'yı çağdaşı olan diğer büyük ressamlardan ayıran en hayati özellik, onun geleneksel Türk-İslam sanatlarına, bilhassa da hat sanatına duyduğu derin aşktır. Akademi eğitimi ona Batı'nın formlarını, renk teorisini ve perspektifini öğretmişti; ancak o, kendi köklerinden gelen harflerin asaletine de nüfuz etmek istiyordu. Bu arzuyla, Türk hat sanatının kutbu, "Hezarfen" (binbir fen sahibi) lakabıyla bilinen büyük üstat Necmeddin Okyay'ın dizinin dibine çökmüş ve ondan hat sanatı meşk etmeye başlamıştır.

Hat sanatında eğitim süreci, resim eğitiminden çok daha farklı ve katı kurallara bağlı bir disiplin gerektirir. Kamış kalemin açılması, is mürekkebinin ipekle terbiye edilmesi (lıka), kağıdın yumurta akı ve şapla aharlanması gibi geleneksel hazırlık aşamaları muazzam bir sabır işidir. Şefik Bursalı, bir ressamın sahip olduğu o renk coşkusunu, hattatın sahip olması gereken o sükunet ve disiplinle terbiye etmeyi başarmıştır. Necmeddin Okyay'dan sülüs, nesih ve talik yazı türlerinin anatomik yapısını, harflerin "nokta" hesabına dayanan altın oranını, meşk usulünün o edep dolu usta-çırak ilişkisini en ince ayrıntısına kadar öğrenmiştir.

Yıllar süren sabırlı çalışmalarının ardından hocası Necmeddin Okyay'dan hattatlık "İcazeti" (diploması) alarak resmen "Hattat" unvanına kavuşmuştur. Hattat Şefik Bursalı, tablolarında fırçayı ne kadar özgür ve lirik kullanıyorsa, hat levhalarında da kamış kalemi o kadar kurallı, vakur ve asaletli kullanmıştır. Günümüzde antika hat yazısı koleksiyonerleri, bir ressamın elinden çıkmış ama klasik hattatların kudretini barındıran bu eşsiz eserleri büyük bir saygı ve hayranlıkla karşılamaktadır.

Avrupa Konkuru Birinciliği ve Yurtdışı İncelemeleri

Akademiden birincilikle mezun olduktan sonra, sanatsal vizyonunu evrensel bir boyuta taşımak isteyen Şefik Bursalı, 1930 yılında devlet tarafından açılan Avrupa Konkuru'na (Avrupa'ya sanat eğitimi için gönderilecek öğrencileri seçme sınavı) katılmış ve bu zorlu sınavı birincilikle kazanmıştır. Bu başarı, ona Avrupa'nın en önemli sanat merkezlerinin kapılarını aralamıştır.

Avrupa'da bulunduğu süre zarfında Paris, Viyana ve diğer önde gelen sanat başkentlerindeki büyük müzeleri, galerileri ve atölyeleri derinlemesine inceleme fırsatı bulmuştur. Rönesans ustalarından modern dönem öncülerine kadar Batı resminin geçirdiği tüm evreleri gözlemlemiştir. Ancak o, Batı sanatını körü körüne taklit eden bir kopyacı olmamış; orada gördüğü modern teknikleri, Anadolu'nun ışığıyla ve Türk kültürünün mistik dokusuyla sentezlemeyi tercih etmiştir. Bu yurtdışı deneyimi, onun renk paletini zenginleştirmiş, fırça vuruşlarındaki güveni pekiştirmiş ve yurda döndüğünde çok daha donanımlı, evrensel normları bilen ama yerel kalmayı başaran bir sanatçı olmasını sağlamıştır.

Anadolu’da Sanat Eğitimi: İzmir, Konya ve İstanbul Yılları

Avrupa'daki eğitimini ve incelemelerini tamamlayarak yurda dönen Şefik Bursalı, sanatını sadece kendi atölyesine hapsetmemiş, edindiği bilgi ve tecrübeyi yeni nesillere aktarmak amacıyla eğitimcilik görevine soyunmuştur. İlk olarak İzmir'de, ardından da Konya ve İstanbul'daki muhtelif liselerde resim öğretmenliği yapmıştır.

Özellikle 1934 ile 1936 yılları arasında görev yaptığı Konya dönemi, onun sanat hayatında bambaşka bir ufuk açmıştır. Konya'nın o kendine has step (bozkır) karakteristiği, uçsuz bucaksız sarı ve toprak rengi düzlükleri, Selçuklu mimarisinin görkemli taş işçiliği ve Mevlana'nın manevi iklimi, Bursalı'nın ruhunda derin yankılar uyandırmıştır. O döneme kadar Türk ressamları genellikle İstanbul'un Boğaziçi manzaralarını, köşklerini ve denizini resmederken; Şefik Bursalı Anadolu'nun bağrına yönelmiş, Konya'nın sokaklarını, türbelerini ve bozkırını empresyonist bir duyarlılıkla tuvaline aktarmıştır. Bu "Anadolu'ya açılım" dönemi eserleri, ona Türk resim tarihinde haklı ve kalıcı bir şöhret kazandırmıştır. Bu başarılı çalışmaları ve sergilediği eserlerin uyandırdığı büyük yankı üzerine, 1936 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne (kendi mezun olduğu okula) öğretim üyesi olarak atanmış ve 1966 yılında emekli olana dek tam otuz yıl boyunca aralıksız olarak akademide yüzlerce yeni sanatçı yetiştirmiştir.

Atatürk’ün Arzusuyla Açılan Yurtdışı Sergileri ve Evrensel Şöhret

Şefik Bursalı'nın sanatı, sadece yurt içinde değil, yurt dışında da büyük bir takdirle karşılanmıştır. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin modern yüzünü ve sanatsal gelişimini dünyaya tanıtmak amacıyla, 1937 ve 1938 yıllarında bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün arzusu ve direktifiyle Sovyetler Birliği'nin Moskova, Leningrad (St. Petersburg) ve Kiev şehirlerinde; ardından Avrupa'nın Bükreş, Belgrad, Atina, Paris, Viyana, Belçika ve Hollanda gibi pek çok önemli başkentinde geniş çaplı kişisel sergiler açmıştır.

Bu uluslararası sergiler, Türk resim sanatının Batı ile aynı sanatsal frekansta buluştuğunu kanıtlayan devasa birer kültür elçiliği görevi görmüştür. Bursalı'nın tablolarındaki o eşsiz İstanbul ışığı, Anadolu'nun samimiyeti ve hat sanatından gelen o güçlü leke ve çizgi dengesi, Avrupalı sanat eleştirmenlerinden tam not almıştır. Bu sergiler sayesinde o, sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da tanınan, saygı duyulan ve eserleri uluslararası ölçekte takip edilen bir ressam konumuna yükselmiştir. Şefik Bursalı tabloları, o dönemden itibaren hem devlet kurumlarının hem de özel koleksiyonerlerin en çok aradığı prestij sembollerinden biri haline gelmiştir.

Şefik Bursalı’nın Eserlerinde Üslup, Tema ve Estetik Felsefe

Şefik Bursalı'nın sanatını analiz ederken, onun eserlerini iki ana koldan incelemek gerekir: Tuval üzerine yağlı boya ile yaptığı empresyonist tablolar ve aharlı kağıt üzerine is mürekkebiyle vücuda getirdiği klasik hat levhaları.

Resimlerindeki ana tema her zaman doğa, şehir ve mekan olmuştur. İstanbul Boğazı'nın o eşsiz mavisi, Boğaziçi'ndeki tekneler, Hisar, Bursa'nın yeşil dokusu ve Konya'nın bozkır manzaraları onun fırçasında adeta yeniden hayat bulur. Onun empresyonizmi (izlenimciliği), Batılı anlamda kurallara boğulmuş bir teknik değil, doğanın sanatçıda uyandırdığı anlık duygu durumunun çok güçlü fırça darbeleriyle tuvale yansımasıdır. Işığı kullanma biçimi son derece ustacadır; güneşin eşyalar ve doğa üzerindeki o oyunbaz yansımalarını kalın boya katmanlarıyla (impasto tekniği) büyük bir kudretle verir. Kendi ifadesiyle, "Gerçek sanat, doğayla bütünleşen bir sanatçı duyarlığında gelişir."

Hat eserlerinde ise durum bambaşkadır. Hattat Şefik Bursalı, kamış kalemi eline aldığında adeta o özgür fırça darbelerini geride bırakır ve yüzyılların biriktirdiği o kutsal geometrinin içine girer. Onun sülüs ve nesih yazılarında, harflerin o dik ve vakur duruşu, istif (kompozisyon) sanatının boşluk ve doluluk (espas) oranları muazzam bir denge içindedir. Resimdeki o leke ve ışık dengesini, hat sanatındaki "espas" kavramıyla mükemmel bir şekilde eşleştirmiştir. Bir ressamın gözüyle yaptığı hat istifleri, sadece okunacak birer metin değil, aynı zamanda seyredilecek birer modern grafik tablo niteliği taşır.

Hat Sanatının Geometrisi ve Şefik Bursalı’nın Kaligrafi Anlayışı

Hat sanatı, İslam sanatlarının zirvesi kabul edilen, sabrın, teslimiyetin ve aşkın kağıt üzerinde somutlaştığı bir disiplindir. Şefik Bursalı, hocası Necmeddin Okyay'dan aldığı o deruni eğitimle, hat sanatının sadece "güzel yazı yazmak" olmadığını, onun ardında yatan felsefeyi de kavramıştır. Harflerin her birinin anatomik bir karşılığı, tasavvufi bir anlamı vardır. "Elif" harfinin o sarsılmaz doğruluğu, "Vav" harfinin o anne karnındaki cenini andıran teslimiyeti, Şefik Bursalı'nın levhalarında büyük bir sükunetle yer bulur.

Eserlerinde genellikle klasik is mürekkebi (bezir yağı isinin Arap zamkı ve su ile uzun süre dövülmesiyle elde edilen, yıllandıkça güzelleşen organik mürekkep) kullanmış, kağıtlarını ise kendi elleriyle yumurta akı ve şap kullanarak aharlamıştır (cilalamıştır). Aharlı kağıt, kalemin kağıt üzerinde kaymasını sağlar ve hataların düzeltilmesine (tashih) olanak tanır. Kendi dönemindeki birçok sanatçı modern malzemelere yönelirken, o hat levhalarında geleneksel malzemelerden asla taviz vermemiştir. Günümüzde, bu geleneksel yöntemlerle ve çift yönlü bir ustanın elinden çıkmış orijinal hat levhası bulmak, sanat piyasasının en nadir olaylarından biridir.

Hat Yazısı Alan Yerler İçin Şefik Bursalı Eserlerinin Koleksiyon Değeri

Profesyonel sanat piyasasında, müzayedelerde ve Hat Yazısı Alan Yerler bünyesinde, bir sanat eserinin değeri sadece onun eski olmasıyla değil; sanatçısının tarihsel önemi, eserin tekniği, kondisyonu ve sanat tarihindeki eşsiz konumu ile ölçülür. Şefik Bursalı'nın eserleri, bu bağlamda hem yerli hem de yabancı koleksiyonerler için paha biçilmez birer kültür hazinesidir.

Onun tabloları, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki o aydınlık yüzü, doğa sevgisini ve modernleşme sürecini yansıtırken; hat levhaları ise köklerimizden kopmadığımızı, geleneksel estetiğin modern çağda da ne kadar güçlü bir şekilde var olabileceğini kanıtlar. Özellikle bir ressamın elinden çıkmış, altında hattatlık yetkisini (icazetini) belgeleyen ve kendi üslubunu taşıyan Şefik Bursalı hat levhası bulmak, bir sanat yatırımcısı veya koleksiyoner için muazzam bir prestijdir. Onun eserlerine sahip olmak, sadece bir tuvale veya kağıt parçasına sahip olmak değil; Türk kültürünün o engin sentezine, Bursa'nın yeşiline, Konya'nın sarısına ve İstanbul'un lacivertine aynı anda tanıklık etmektir.

Bu sebeple, ellerinde aile yadigarı olarak Şefik Bursalı'ya ait tablo veya hat levhaları bulunduran kişilerin, bu eserleri değerlendirirken sıradan yollar yerine, sadece bu işin felsefesini bilen ve eserlere hak ettiği saygıyı gösteren eski hat alan yerler ile profesyonel sanat galerilerine başvurmaları tarihi bir sorumluluktur.

Şefik Bursalı İmzalı Orijinal Eserlerde Ekspertiz ve Değerleme Süreci

Sanat piyasasının en büyük handikaplarından biri, önemli ustaların eserlerinin maalesef taklit edilmesidir. Elinizde bulunan ve Şefik Bursalı'ya ait olduğunu düşündüğünüz bir eserin gerçekliğini ve sanatsal değerini saptamak için çok titiz bir hat sanatı ekspertizi ve resim analizi sürecinden geçilmesi şarttır. Alanında uzman kurumlar ve değerleme uzmanları şu kritik noktalara dikkat ederler:

  1. Fırça Darbeleri ve Kalem Kudreti: Şefik Bursalı'nın resimlerindeki fırça vuruşları son derece net, kalın ve cesurdur (impasto). Renk geçişlerindeki o ustalık, kopyalanması neredeyse imkansız bir parmak izi gibidir. Hat levhalarında ise kamış kalemin o kesintisiz, titremeyen ve zülfelerinde (harf bitimlerindeki ince dönüşler) kusursuz incelen yapısı eserin ruhunu yansıtır.

  2. Ketebe ve İmza Analizi: Hat eserlerinde sanatçının sağ alt veya sol alt köşeye attığı, "Bunu yazdı" anlamına gelen "Ketebe"si, sadece bir imza değil, aynı zamanda eserin kimliğidir. Şefik Bursalı'nın klasik hat usulüyle attığı ketebesi, resimlerine attığı modern imzasıyla karşılaştırmalı olarak incelenir. İmzanın atılış hızı, boyanın veya mürekkebin yüzeyle bütünleşmesi yaşlandırma testleriyle kanıtlanır.

  3. Malzeme ve Doku Analizi: Tablolarda kullanılan tuval bezinin iplik yapısı, yağlı boyanın kuruma evreleri ve çatlama (krakelür) durumu eserin yaşını ele verir. Hat levhalarında ise kullanılan kağıdın ahar tabakasının oksidasyon durumu, is mürekkebinin kağıt liflerine ne kadar nüfuz ettiği mikroskobik ölçekte analiz edilir.

  4. Dönem ve Üslup Uyumu: Eserin üzerindeki tarih ile sanatçının o dönemdeki (örneğin Konya dönemi veya son dönem İstanbul dönemi) renk paleti ve üslubu arasında mutlak bir tutarlılık aranır.

Kurumsal ekspertiz güvencesi sunan firmalar, eseri mikroskobik, mor ötesi (UV) ve kızılötesi ışınlarla inceleyerek eserin otantikliğini (orijinalliğini) yüzde yüz güvence altına alırlar. Bu nedenle elinizdeki eserleri değerlendirmek istediğinizde referansları sağlam kurumlardan destek almanız son derece hayati bir adımdır.

Antika Hat Levhaları ve Tabloların Doğru Muhafaza Yöntemleri

Eğer şanslı bir koleksiyoner olarak koleksiyonunuzda Şefik Bursalı eserleri bulunduruyorsanız, bu paha biçilmez kültür varlıklarını zamana ve çevresel faktörlere karşı korumak en birinci vazifenizdir. Orijinal eserlerin yanlış ortamlarda saklanması, onların kısa sürede geri dönülemez şekilde tahrip olmasına yol açar. İşte eserlerinizi korumanız için uygulamanız gereken altın kurallar:

  • Işık ve UV Kontrolü: İster yağlı boya tablo olsun, ister is mürekkebiyle yazılmış hat levhası; doğrudan güneş ışığına (ultraviyole ışınlara) maruz bırakılmamalıdır. UV ışınları boya pigmentlerinin solmasına, aharlı kağıdın sararıp kurumasına ve tuvalin gevşemesine neden olur. Eserler mutlaka müze standartlarında UV filtreli camlarla çerçevelenmeli ve loş ortamlarda sergilenmelidir.

  • Nem ve Sıcaklık İzolasyonu: Organik malzemelerden (kağıt, ahşap şase, bez) oluşan sanat eserleri neme karşı çok duyarlıdır. Ortamdaki nemin %45 ile %55 arasında sabit tutulması, sıcaklığın ise 18-21 derece bandında olması idealdir. Aşırı nem, kağıt eserlerde mantar ve küf oluşumuna (foxing - asit lekelenmeleri), tablolarda ise boya dökülmelerine yol açar. Kuru ortamlar ise eserlerin esnekliğini yitirip çatlamasına sebep olur.

  • Asitsiz Çerçeveleme (Acid-Free): Hat levhalarınızı veya kağıt üzeri çizimlerinizi çerçeveletirken kullanılacak paspartu ve arka fon kartonlarının kesinlikle asit içermeyen malzemelerden yapılmış olması gerekmektedir. Sıradan kartonlardaki asit zamanla esere işleyerek onu içten içe çürütür. Eser camla doğrudan temas etmemeli, araya mutlaka asitsiz bir paspartu bariyeri konulmalıdır.

  • Uzman Restorasyonu: Yırtılan, dökülen veya kirlenen eserlerinize asla amatör yöntemlerle (koli bandı, sıradan tutkal veya nemli bez ile silme) müdahale etmeyiniz. Bu tür durumlarda sadece akademik eğitim almış uzman konservatörlerden profesyonel restorasyon desteği almalısınız.

Müzelerdeki Yeri, Ödülleri ve Şefik Bursalı Müze Evi

Uzun ve inanılmaz derecede verimli geçen sanat hayatı boyunca Şefik Bursalı, devletin ve sanat kurumlarının en saygın ödüllerine layık görülmüştür. 1966, 1973, 1980 ve 1982 yıllarında Devlet Resim ve Heykel Sergileri'nde büyük ödüller kazanmıştır. 1986 yılında ise Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından "Kültür ve Sanat Büyük Ödülü" ile onurlandırılmıştır. 1987 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Türk sanatına yaptığı bu muazzam katkılardan dolayı kendisine fahri profesörlük unvanı vermiştir.

Ankara'da ömrünün son yıllarını geçirdiği ve 20 Nisan 1990 tarihinde hayata gözlerini yumduğu evi, kendi vasiyeti üzerine Kültür Bakanlığı tarafından korunmaya alınmış ve Şefik Bursalı Müze Evi olarak düzenlenerek halkın ziyaretine açılmıştır. Bu müze, Türkiye'de resim alanında açılan ilk özel müze-ev olma özelliğini taşımaktadır. Bugün eserleri, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Milli Kütüphane, İstanbul Sakıp Sabancı Müzesi gibi ülkemizin en büyük kurumlarının demirbaş koleksiyonlarında ve dünyanın saygın özel koleksiyonlarında başköşede sergilenmektedir. Kültür Bakanlığı ayrıca 2000 yılından beri her yıl onun adını yaşatmak için "Şefik Bursalı Resim Yarışması" düzenleyerek genç sanatçıları desteklemeye devam etmektedir. Doğduğu şehir olan Bursa'da da onun adını taşıyan bir sanat galerisi ve Kültürpark'ta bir büstü bulunmakta olup, vefalı şehir kendi evladını asla unutmamıştır.

Geleneksel Sanatların Geleceğe Aktarılması ve Kültürel Miras

Bir milleti ayakta tutan, onun tarih sahnesindeki varlığını tescilleyen en büyük güç silahlar veya ekonomiler değil, geride bıraktığı kültürel ve sanatsal mirastır. Şefik Bursalı gibi hayatını sanata adamış çınarların ürettiği her bir levha, her bir tablo, aslında bizlere bırakılmış birer milli tapu senedidir. Bu senetlerin değerini bilmek, onları nemden, ışıktan, unutulmaktan ve tahripten korumak sadece koleksiyonerlerin veya kurumların değil, hepimizin ortak vatani görevidir.

Bu noktada, antika bilincinin toplumda yaygınlaşması, aile yadigarı olarak evlerde köşede unutulmuş hat levhalarının veya eski dönem tablolarının gün yüzüne çıkarılması büyük önem arz etmektedir. İnsanlar ellerindeki sanat eserlerinin gerçek kıymetini ve hikayesini öğrendikçe, o eserlere duyulan saygı da artmaktadır. Hat Yazısı Alan Yerler gibi vizyoner yapılar, sadece ticari bir döngü sağlamamakta, aynı zamanda evlerin karanlık köşelerinde yıpranmaya yüz tutmuş bu eserleri profesyonel ellere, doğru müzelere ve kıymetini bilecek elit koleksiyonerlere ulaştırarak kültür hayatımıza devasa bir hizmet sunmaktadırlar.

Çizgilerin, Harflerin ve Renklerin Ölümsüz Ustası

20 Nisan 1990 tarihinde ebedi aleme göç eden ve İstanbul'un tarihi Karacaahmet Mezarlığı'nda sırlandıran Hattat ve Ressam Şefik Bursalı, 87 yıllık bereketli ömrüne sığdırdığı binlerce eserle Türk sanatının gök kubbesinde hoş, vakur ve silinmez bir seda bırakmıştır. O, Bursa'nın yeşiline sevdalı bir çocuk, İbrahim Çallı'nın atölyesinde yetişen cevval bir ressam, Avrupa salonlarında alkışlanan bir elçi, Anadolu bozkırlarını tuvale nakşeden bir aşık ve Necmeddin Okyay'dan aldığı icazetle harflere ruh üfleyen asil bir hattattır.

Onun fırçasından süzülen renkler ile kamış kaleminden damlayan is mürekkebi, birleşmesi imkansız gibi görünen iki farklı dünyayı barıştırmış, Doğu'nun mistik içe dönüşü ile Batı'nın dışavurumcu coşkusunu aynı kağıt ve tuval üzerinde ebedileştirmiştir. Eğer bugün evinizde, kütüphanenizde veya ailenizden miras kalan eşyalar arasında onun imzasını veya ketebesini taşıyan bir esere rastlarsanız, biliniz ki karşınızda duran şey sadece bir boya veya mürekkep yığını değil; koca bir imparatorluktan genç bir cumhuriyete uzanan bir milletin estetik zevki, umutları ve medeniyet inşasıdır. Şefik Bursalı'yı anlamak, Türk sanatının o muazzam sentez kudretini anlamaktır. O, ürettiği ölümsüz eserleriyle sanatın ve güzelliğin evrensel dilinde daima yaşamaya ve bizlere rehberlik etmeye devam edecektir.

İlginizi Çekebilecek Diğer Bloglar
Whatsapp
Instagram